Nepalli Şairden Gazze’ye Selam

"Benim için yemek sadece çiğnediğimiz bir şey ya da açlığı gidermek değildir." UYGARLIĞIN ORTAK DİLİ: ULUSLARARASI SÖYLEŞİ DİZİSİ 5


NURDURAN DUMAN Kalenin Sesi olarak, dünyanın farklı ülkelerinden şair, yazar ve başka alanlarda öne çıkan imzalarla yaptığımız söyleşi dizimizi Nepalli şair Keshab Sigdel ile sürdürüyoruz.

Nepalli şair, editör, akademisyen ve hak savunucusu Keshab Sigdel (1979), şiir, kurmaca, deneme türlerinde eserler veriyor ve önemli antolojilerin editörlüğünü üstleniyor. Aynı zamanda Dünya Şiir Hareketi'nin yayını Poetry Planetariat dergisinin genel yayın yönetmeni. Tribhuvan Üniversitesi'nde öğretim görevlisi; edebiyat kuramları, şiir ve savaş-çatışma-travma edebiyatı dersleri veriyor. Ulusal ve uluslararası çok sayıda ödülün sahibi.


Metninizi oluştururken diliniz, kültürünüz, yaşadığınız yer ve çağınız sizin için nasıl bir kaynak?

Elbette, yakın çevrem yazdıklarımı önemli ölçüde etkiliyor. Bence bu her yazar için geçerli. Dil, kültür, coğrafi koşullar ve içinde yaşadığımız zaman, dünya görüşlerimizin inşası için bir çerçeve örmek üzere iç içe geçer. Samaya Bighatan (Zamanın Çözülüşü) adlı şiir kitabım üzerinde çalışırken Nepal, iki buçuk asırlık monarşiyi sona erdiren önemli bir siyasi çalkantıdan geçiyordu. "Zamanın Çözülüşü" başlığı da bu tarihsel döneme gönderme yapar.

Bir başka örnek vereyim. “Güneşin Rengi” adlı şiirimin ardında küçük bir hikâye var. Kızım anaokulundayken eve bir boyama ödeviyle geldi. Güneşi boyaması gerekiyordu. Renkli kalemlerini çıkardı, hangisini kullanacağına karar veremedi ve bana sordu: “Baba, güneşin rengi ne?” Soru çocukça ve çok basitti. Ama bu soru haftalarca aklımdan çıkmadı. Sonunda aynı başlığı taşıyan bir şiirle yanıt verdim.

On yıl süren silahlı çatışmalar sırasında yaklaşık yirmi bin insan hayatını kaybetti, binlercesi kayboldu. Aileleri hâlâ sevdiklerinin eve dönmesini bekliyor. “Bir Akşam” şiirim, bu duruma bir yanıttır. Şiirlerimdeki pek çok imge, yaşadığım yerlerden ve büyüdüğüm kültürden doğar. Annem, yemeğe başlamadan önce şükran ifadesi olarak bir mantra mırıldanır ve dua eder. Benim için yemek sadece çiğnediğimiz bir şey ya da açlığı gidermek değildir.

Ailem eskiden dağlık bölgelerde yaşardı. Bizim için dağlar yalnızca macera yerleri değildir. Dağlar fethedilecek, kazanılacak şeyler değildir; yaşamın kaynağıdır. Bu yüzden dağlara karşı derin bir saygı ve hürmet duyarız. Biz dağları “fethetmeyiz”, onlarla birlikte yaşarız; sundukları bereketle kutsanmış olarak. Dağlar bizim tanrılarımızdır. Bu deneyimler, toplum ve dünya üzerine düşüncelerimle birleşerek yazılarımı büyük ölçüde şekillendirir. Bazen doğrudan, somut nesneler, olaylar ya da deneyimler bazen de dolaylı olarak fikirler biçiminde.

İlk esin ya da fikir kıvılcımından son noktaya yaratım sürecinizin omurgası nedir? Asla ödün vermediğiniz ilkeniz, yazma rutinleriniz var mı?

Belirli bir rutine bağlı değilim. Üniversitedeki görevim ve toplumsal sorumluluklarım buna çok fazla olanak tanımıyor. Ancak bu, öz disiplinli olmaktan kaçmak için güzel bir bahane de olabilir. Yazmak için oturup düşünmem. Fikirler iş başındayken ya da bir yolculuk sırasında belirir. Yeni biriyle tanıştığımda, yeni bir yer gördüğümde, neşeli ya da trajik bir olay yaşadığımda da bu kıvılcımlar çakar. Bu fikir kıvılcımlarını zihnimde imgeler olarak işlerim; oturup onları sözcüklere dökebildiğim ana kadar. Çoğunlukla, belirli bir anda parlayan bu tür fikirler unutulur gider. Yaratım süreci açısından kendimi eski tarz, arkaik bir şair olarak görüyorum.

Ancak pazarlık konusu olmayan ilkelerime gelince… Farklı dilsel, kültürel ya da coğrafi geçmişlerden gelen insanlara saygı göstermeye özellikle özen gösteririm. İkinci olarak, yazılarımın adalet ve demokrasiyi desteklediğinden emin olmak isterim. Bu, yalnızca politik şiirler yazdığım anlamına gelmez. Doğa, aşk, yaşam ve ölüm üzerine de yazarım, bunlar da benimsediğim ilkelerle uyumludur.

Bugünün dünyasında şiirin işlevini nasıl görüyorsunuz; bir metnin etik sorumluluğu ve dönüştürücü gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şiir, insan hayal gücünün ve ifadesinin dille mümkün kılınan en yüce biçimi. Şiir sadece edebi forumlar, yayınlar, festivaller veya akademi ile sınırlı değil; bir yaşam yolu. Çoğu toplum ve kültürde kutsal metinler şiir formundadır. Annelerin ninnileri, doğum günü şarkıları hepsi şiir. Benim yaşadığım coğrafyada çiftçilerin ekim ve hasat zamanı için şarkıları var. Kültürel festivallerimizin ve ritüellerimizin tümü, şiirle iç içe.

Şiirde dile getirdiklerimiz ise yasa değil, bu nedenle yaptırım gücü yok, ama yine de dünyayı algılayış biçimlerimizi şekillendirmede etkili olurlar. Şiir, bireysel ve toplumsal vicdanı derin bir düzeyde dönüştürme gücüne sahip, bu güç içsel olduğundan yavaş işler.

Neyin etik olduğu tartışmalı bir soru olabilir. Ancak korunması ve teşvik edilmesi gereken 'asgari standartlar' olarak gördüğümüz değerler var. İnsan onurunu desteklemek esas. Farklılıklara saygı, son derece değerli bir ilke. Bu iki asgari standart dışında, yaratıcı yazarlar ifadelerini kendi yollarıyla kullanmakta özgür olmalı. Toplumsal değerler hakkında vaaz vermeye başlarsak, baskıcılar da bizi susturmaya ve bu değerleri kendi lehlerine sömürmeye çalışacaktır. Temel olarak, şiirsel ifade bu asgari standartlar dışındaki değerlere bağlı olmamalı.

Şiir, özellikle günümüzde barış inşasına ve kültürlerarası anlayışa ne gibi katkılarda bulunabilir? Biz, şairler dünya barışı için ne yapabiliriz?

Dünyanın artık siyasi ve ekonomik açıdan ne kadar bölünmüş olduğunu gördük. Dronlar ve füzeler siyasi sınırları sürekli olarak ihlal ediyor. Dünyanın farklı yerlerinde insanlar acımasızca öldürülüyor ve en kötü tablo şu anda Gazze’de yaşanıyor. “Şiir ne yapabilir?” diye soruyorsunuz. Ben de şöyle soruyorum: “Hükümetler ne yapabiliyor? Birleşmiş Milletler ne yapabiliyor?” Bu, insanlığın tam bir iflasıdır. Bu savaşlardan çıkar sağlayan, binlerce insanın hayatı pahasına güç devşiren siyasetçiler, savaşın bitmesini istemiyor.

Yine de şiir aracılığıyla, bu savaşların mağdurlarına sevgimizi ve dayanışmamızı ulaştırabiliriz. Şiir umut gösterebilir. Dilerim ki şiir —ve genel olarak edebiyat— gelecekte, bu savaşların faillerinin hesap vermesini sağlayacak bir vasiyetname işlevi görsün.

Şairler olarak yazmayı sürdürmeliyiz. Daha çok şiir üretmeliyiz; böylece daha çok insana ulaşır, daha geniş bir toplumsal vicdanı etkileyebiliriz. Dünyanın siyasi bölünmelerle parçalandığı bu dönemde, şiir insanları birleştirebilecek, onlara umut verebilecek bir araç.

Metinleriniz başka dillere çevrilirken nelere öncelik veriyorsunuz? Çevirmenle bir ilişki kurup hedef dilin okurları ve kültürel bağlamıyla etkileşimde bulunuyor musunuz?

Hiçbir zaman şiirlerimin çevrilmesi için ben girişimde bulunmadım. Kimseden çeviri yapmasını istemedim. Ama şanslıyım ki şair dostlarım, çevirmenler ve yayınevleri şiirlerimi farklı dillere çevirmek istediler. Açık konuşayım, bir kitleye yönelik yazmıyorum. En azından yaratıcı yazarlıkta sipariş üzerine çalışmadım. Benim için yaratıcı yazı, vicdanımın ifadesidir; asıl önemli olan da budur. Bana çeviri teklifiyle gelen çevirmenler ve yayınevleri, yazılarımda kendi toplumlarına ilişkin bir değer buluyorlar. Yine de çeviriye onay verdikten sonra çevirmenle yakından çalışırım, çünkü şiirlerimdeki birçok yerel deyim ve kültürel imgenin yeniden bağlamlandırılması gerekebilir. Çoğu zaman, bu kültürel imgeleri dipnotlar ve açıklamalarla birlikte korumak isterim. Bu yöntem, kültürün başka bir kültürel alana geçişini sağlar; uzun vadede insanlara çeşitliliğe saygı duymayı öğretir.

Türk okurlara ne söylemek istersiniz?

Türk halkı, edebiyatı ve kültürü bende harika bir izlenim bıraktı. Maltepe Belediyesi'nin davetiyle Mayıs 2023'te İstanbul'daki Bahar Şiir Festivali'ne katılma fırsatım oldu. Bu fırsatı bana sağladıkları için ünlü Türk şair Ataol Behramoğlu'na ve Maltepe Belediyesi'ne teşekkür etmek isterim. Birçok Türk şairin eserlerini okuyor, çeviriyorum ve editörlüğünü yaptığım dergide yayımlıyorum. Türkiye'nin kültürel zenginliğinin yanı sıra Türk halkının duyarlılığından da etkilendim. Ayrıca şiirlerinin, konu edindikleri meselelerin işlenişinde daha yüksek bir duyarlılık ve hassasiyet taşıdığını görüyorum. Aynı zamanda güçlü bir olumlu toplumsal dönüşüm ruhu sergiliyorlar. Gelecekte çeviri, edebi yayıncılık ve paylaşımlar yoluyla kültürel diyaloğumuzu geliştirmeye devam edebileceğimizi umuyorum. Ve Nurduran, görüşlerimi Türk okurlarla paylaşma fırsatı için size de teşekkür ederim.