•Açlığın ve tokluğun dereceleri var. Karnınız tam doymadıysa bir şeyler daha atıştırma isteği gelmesi normal. Bu genelde kafamızda “su kadar yemem lazım” algısından kaynaklanabilir. Hak-hukuk meseleleri burada çalışmıyor. Bu yüzden karnınızı fiziksel olarak tok olduğuna önce bir bakmak lazım.
•Çok uzun açlık yaşamışsak eğer bu noktada tokluk sinyalleri ile ilgili fizyolojik sorunlar yaşayabiliriz. Bununla birlikte bu kadar aç kaldığıma göre şimdi de çok yeme hakkım var gibi bir davranışsal durum çıkabilir. Fiziksel açlık tokluk burada da önemli.
•Uzun süre spesifik bir yiyeceği ya da grubu etiketlemişsek, sınırlandırmışsak, bunları belli koşullarda yemeye yine “ hak” vermişsek, bulmuşken var gücümüzle yiyelim bir daha yiyemem düşüncesi çıkabilir.
•Duygusal yeme yaşıyor olabiliriz. Ancak her kendimizi kötü hissettiğimizde yediğimiz yiyeceklere duygusal yeme dememiz uygun değil. Bu da bir etiketleme. Kendimizi kötü ya da iyi hissederken kendimize yemeye izin verdiğimiz yani yine koşullandığımız durumlarda yine aşırı yeme-tok olmaya rağmen yeme olabilir. Ayrıca sinirliyken de aynı zamanda aç olabiliriz.
•Karnınız tok olsa bile bazı yiyecekler bize keyif verdiği için yenebilir. Burada sorun yok. Bunun sıklığını kafamızda günde 1 kez gibi bir sınırlandırma yapmadan keyifle yemeliyiz. Kendinize koşulsuz yemeye izin verirseniz tadını çıkarma şansınız olur ve besin ulaşılabilir olduğu için besinle ilk karşılaşmanızda aşırı yemeniz gerekmez. Besinin orada olması büyük tabloda yemeyi normalleştirir ve en önemlisi bu besleyiciliği olmayan ama keyif veren yiyecekleri yerken kaygı, korku yerine keyfi sunabilir.
•Kaloriyi “dengelemek” için açken besleyiciliği olmayan bir yiyeceği yemeyi tercih edersek (yemek yemeyeyim tatlı yerim gibi) bu teorik olarak mantıklı gibi görünse de, doymak için tüketim miktarı artabilir. Çünkü besleyiciliği düşük olduğu için miktar yüksek tutulması gerekecektir. Bu da bir tatlı yerine çok tatlı ile süreç biteceği için çok yedim, kendimi tutamadım gibi kendinize yüklemenize yol açabilir.
Yemek yemekten, daha doğrusu yediğimiz yemekten keyif almak üzülecek bir durum değildir. Hatta, yediğimiz yiyecekten keyif almamak bizim için kısa ve uzun dönemde hem psikolojik hem de beden ağırlığı denetimi ile ilgili sorunları sunabilir.
Burada siyah-beyaz düşünce tarzını bir kenara bırakmaya çalışıp, hiç sevmediğimiz, tadını, kokusunu, dokusunu beğenmediğimiz ve bir ceza gibi yemek zorunda olduğumuz yiyeceklerle, sürekli yüksek yağlı yüksek şekerli yiyecekler arasında başka seçeneklerin olabileceğini anlamak işimize yarayabilir.