Dünya Kupası sona erdi. Sonuç ortada. Büyük umutlarla gittiğimiz turnuvadan sadece üç puanla ayrıldık. Elbette futbolda kazanmak da var, kaybetmek de. Ancak mesele sadece alınan sonuçlar değil. Asıl sorgulamamız gereken, yıllardır yanlış yerde aradığımız çözümler.
Türkiye, futbolda yetenek fakiri bir ülke değil. Sokaklarında top oynayan çocukların hayalleri bitmedi. Avrupa'nın önemli kulüplerinde forma giyen genç oyuncularımız var. Sorun oyuncu bulamamak değil, milli takım ruhunu oluşturamamak.
Belki de önce şu soruyu sormalıyız:
Biz gerçekten bir "Milli Takım" mı oluşturuyoruz, yoksa dünyanın çeşitli liglerinden gelen yıldız oyuncuların oluşturduğu bir karma takım mı izliyoruz?
Milli takım denildiğinde akla sadece futbol gelmez. Aidiyet gelir. Bayrak gelir. Forma gelir. Ülkesini temsil etmenin sorumluluğu gelir. Bu nedenle milli takımın başında yerli bir teknik direktörün bulunmasının önemini küçümsememek gerekir. Çünkü bazen taktik tahtasında yazanlardan daha değerli olan şey, o formanın ne ifade ettiğini anlatabilmektir.
Elbette yabancı teknik direktörler başarılı olabilir. Ancak milli takım farklı bir yapıdır. Kulüp takımı değildir. Burada sadece futbol bilgisi değil, ülkenin ruhunu ve futbol kültürünü anlayabilmek de önemlidir.
Bir diğer tartışılması gereken konu ise primlerdir.
Bugün milli takım forması giyen futbolcuların büyük bölümü zaten milyonlarca dolar kazanan isimler. Avrupa'nın en büyük liglerinde oynuyorlar. Servet seviyesinde gelir elde ediyorlar. Böyle bir ortamda milli takım başarısını ekstra primlerle motive etmeye çalışmak ne kadar doğrudur?
Milli forma, para için değil, onur için giyilmelidir.
Bu ülkenin askeri sınırda nöbet tutarken prim almıyor. Öğretmeni okulunda görev yaparken prim almıyor. Polisi, doktoru, hemşiresi görevini yaparken ekstra ikramiye beklemiyor. Çünkü bazı görevlerin karşılığı para değil, sorumluluk ve gururdur.
Milli takım forması da bunlardan biridir.
Belki sert bir görüş gibi gelebilir. Ancak milyonlarca gencin hayalini süsleyen ay-yıldızlı formanın en büyük ödülü, o formayı taşıyabilmek olmalıdır.
Türk futbolunun bugün ihtiyaç duyduğu şey daha fazla prim, daha fazla reklam veya daha fazla sosyal medya çalışması değildir.
İhtiyaç duyduğu şey; karakter, aidiyet, disiplin ve milli ruhun yeniden inşa edilmesidir.
Çünkü tarih bize şunu gösterdi:
Türk futbolu en büyük başarılarını en pahalı kadrolarla değil, en güçlü inanca sahip kadrolarla elde etti.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer tam olarak burasıdır.