DOLARİZASYON VE ENERJİ SAVAŞLARI -2-

Dolarizasyon ABD İçin Çok Önemli
ABD ile AB arasında sürmekte olan ticari rekabette, Dolar sahalarının, giderek Euro yararına yerini bırakacak şekilde,  ikinci bir rezerv para alanının oluşturması ihtimali yanında, Asya Pasifik bölgesindeki Çin ve Hindistan’ın  da başını çektiği, bir diğer ticaret bölgesi, bu rekabet alanlarına ayrı bir derinlik  kazandıracak gibi görülmektedir. Finans kapital ağırlıklı mücadelenin muhtemel sonuçları dikkate alındığında, küresel çatışmanın hangi noktalarda ortaya çıkabileceği daha da açıklık kazanmaktadır. ABD çıkarlarına uygun şekilde Euro alanlarında denge sağladığı takdirde, muhtemelen ağırlık merkezinin Asya Pasifik bölgesine kaydıracağı ifade edilebilir. Dolarizasyon, ABD ekonomik dengelerini sağlamakta en önemli araç durumundadır.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, uzun yıllar enerji arz güvenliği yerine iklim değişikliğine karşı çevreci dönüşüm odaklı politikalara yönelmişlerdir. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşanan enerji krizi Avrupa’nın enerji stratejisinde, çevreci yaklaşımlar yerine enerji arzı ve güvenliğini önceleyen alternatifleri değerlendirmesine ve farklı tercihlerde bulunmasına yol açmıştır. Avrupa ülkeleri, hızla çok yüksek seviyelere tırmanan enerji faturalarıyla mücadele ve enerji arz güvenliği için her seçeneği değerlendirmekte ve geçmişte yaptığı tercihleri de sorgulamaktadırlar.

Avrupa ülkeleri son 30 yılda özellikle iklim duyarlılığının ve çevre hassasiyetinin yükselmesinin etkisiyle kömür kaynaklarından vazgeçme planları ve programlarını devreye almıştı. Pek çok AB üyesi ülke, uzun yıllar enerji arz güvenliğine katkı sağlayan ve uygun maliyetle faaliyet gösteren kömür madenlerini ve santrallerini kapatmaya veya bunlardan üretimi düşürmeye yönelmiştir. AB’de 1990 yılında elektrik üretimin yüzde 40’ını sağlayan termik santrallerin payı her yıl azalmış ve kömürün payı 2020’de yüzde 13’e kadar gerilemiştir. Ancak Kovid-19 salgını sonrasındaki ekonomik canlanma, Rusya ile ilişkilerdeki gerilim ve alternatif enerji kaynaklarında yaşanan sıkıntılar kömüre ilgiyi yeniden artırmıştır.

Kömürden elektrik üretimi 2021 yılında yüzde 15’e kadar çıkarken bu durum özellikle savaşla birlikte daha da hızlanmıştır. Başta Almanya, Fransa, İngiltere, Avusturya gibi Avrupa’nın öncü ülkeleri Rusya’dan doğal gaz tedarikinde olası bir kesintiye karşı kömür planları hazırlamıştır. Bu ülkeler, kömür santrallerini tekrar açmaya veya kapanması planlanan santrallerin faaliyet sürelerini uzatmaya yönelmiştir.

Avrupa ülkeleri, Japonya’daki Fukuşima nükleer santralinde 2011’de yaşanan sızıntı sonrasında nükleer santrallerin güvenliği konusunda kaygılanmaya başlamış, küresel piyasalarda başta petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıt fiyatlarının makul seviyelerde seyretmesi, Avrupa’da çevreci kamuoyu baskısı ve yenilenebilir enerji yatırımlarının makul fiyatlara inmesi nükleer santrallerden çıkış sürecini hızlandırmıştı. Fakat, enerji arz krizi, nükleer enerjiden çıkış plan ve programlarında da değişikliğe neden olmuştur.

Enerji Savaşları
Enerji krizi özellikle Avrupa’da pek çok ülkenin nükleer enerjiye olan yaklaşımını değiştirmiştir;

Fransa, 2050’ye kadar 14 yeni nükleer reaktör kurma ve küçük modüler reaktör (SMR) teknolojilerine yatırım yapma planını açıklamıştır.
İngiltere’de hükûmet, ülkenin güneydoğusunda inşa edilmesi planlanan Sizewell C nükleer santraline onay vermiştir.
Almanya, 3 nükleer santralin faaliyet sürelerini uzatma çalışmalarına başlamıştır.
Belçika, daha önce kapatılması planlanan iki nükleer güç santralinin faaliyet süresini 10 yıl uzatmıştır.
Hollanda, iki yeni nükleer reaktör yatırımı planlamaya başlamıştır.
Polonya da nükleer yatırımlar için ön çalışmalara yönelmiştir.
Avrupa’da, enerji krizinde ön plana çıkan diğer bir enerji kaynağı kaya gazıdır. Avrupa ülkelerinin kömür ve nükleere yönelik yaklaşımlarını ve programlarını değiştirmesi, kaya gazı konusunda da benzer bir ihtimali doğurmuştur. Son dönemde doğal gaz fiyatlarındaki hızlı yükseliş, kaya gazı çıkarılması alanındaki teknolojik ilerleme ve bu gazının çıkarılma maliyetinin, başka ülkelerden tedarik edilmesinden daha makul seviyelere inmesi bu kaynağa ilgiyi artırmaktadır.

Halihazırda Avrupa’da kaya gazı üretimi yapılmamasına rağmen, Ukrayna’daki savaşın sürmesi, enerji fiyatlarının uzun süre yüksek seviyelerde kalması ve enerji arz güvenliğindeki sorunların devam etmesi halinde Avrupa’da kamuoyunun ve yetkililerin kaya gazına olan yaklaşımlarının da yumuşatma ihtimali güç kazanmaktadır. İlaveten, özellikle ABD’nin kaya gazı devrimiyle hem petrol hem de gazda kendi kendine yeten bir ülke olması ve bu ürünleri ihraç etmeye başlaması Avrupa’da da yakından takip edilmektedir.

Kaya gazı ya da kayaç gazı, şeyl gazı, devonik şeyl doğal gazı olarak ta bilinen, organik madde yönünden zengin kil ile kuvars ve kalsit minerallerinden oluşan tortul kayacın (İng. shale) küçük gözeneklerinde bulunan ve yatay sondaj ile hidrolik kırma yöntemleriyle yeryüzüne taşınabilen, konvansiyonel olmayan enerji kaynakları arasında yer alan doğalgaza alternatif gazdır. Kaya gazının gerek kimyasal gerek fiziksel özellikleri açısından doğal gazdan hiçbir farkı bulunmamaktadır.

Avrupa ülkeleri de son 10 yılda kaya gazına yönelik çeşitli çalışmalara odaklandı. ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerinin yer aldığı AB raporlarında, Avrupa’da teknik olarak çıkarılması mümkün olan kaya gazı rezervinin yaklaşık 13,3 trilyon metreküp olduğu tespit edilmiştir. En büyük rezervlerin 4,2 trilyon metreküple Polonya’da, 3,9 trilyon metreküple Fransa’da ve 1,4 trilyon metreküple Romanya’da, 900 milyar metreküple Danimarka’da, 700 milyar metreküple İngiltere ve Hollanda’da, 500 milyar metreküple Almanya ve Bulgaristan’da olduğu öngörülmektedir.

Avrupa’da 2010’ların başında kaya gazı faaliyetleri engelleyen yapısal kısıtlamalar halen devam etmekte ise de AB anlaşmalarına göre, üye ülkeler, kaya gazı da dahil olmak üzere enerji kaynakları tercihlerinde özgür olup, ülkelerin kaya gazı kullanımına yönelik bir yasak bulunmamaktadır. Buna rağmen, kaya gazı konusunda Avrupa’da ABD’ye kıyasla daha elverişsiz bir jeolojik yapı, daha yüksek nüfus yoğunluğu, katı düzenleyici çerçeveler, muhalefet ve kuvvetli çevreci gruplar bulunmaktadır. Çevreciler, kaya gazının fosil yakıt ve karbondioksit kaynağı olduğunu, kirlenmeyi artıracağını öne sürerek, yer yüzüne çıkarılmasına karşı geliyorlar.

Kaya gazı çıkarmak için yüksek basınç altında çok miktarda suyun, kum ve kimyasallarla karıştırılarak yer alına verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle de Fransa ve İngiltere’de kaya gazı sondajları ve üretimi yasaklanmıştır. Avrupa’daki enerji krizi yoğunlaştıkça, kısa vadeli arz güvenliğinin bu çevresel kaygıları geride bırakması olasılığı yüksek görünmektedir.

Çevreye zararlı sonuçları olduğu gerekçesiyle kaya gazı çıkarmayan Avrupa ülkeleri, ABD’nin aynı yöntemi kullanarak çıkardığı kaynakları almaktan ise çekinmemektedir. ABD’nin son dönemde AB ülkelerine ihraç ettiği sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ülkedeki kaya gazı kaynaklarından sağlanmaktadır.

ABD, Avrupa’ya LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) ihracatını artırmayı hedeflemektedir. 2021 yılında 75 milyon tona yakın LNG ihraç eden ABD, dünya satışlarında 3’üncü sırada bulunurken, 2’inci sırada 81,3 milyon tonla Katar yer almıştır. LNG arzında 1’inci sırada ise 83 milyon tonla Avustralya bulunmaktadır.

ABD Enerji Enformasyon İdaresi, Aralık 2021’de yayımladığı son raporda, ilk kez Şubat 2016’da LNG ihraç etmeye başlayan ABD’nin 2020’de en büyük üçüncü LNG ihracatçısı olduğunu belirtmektedir. Yıl sonunda hizmete girecek yeni terminallerle ABD dünyanın en büyük LNG ihracat kapasitesine sahip olacaktır. ABD’nin ihraç ettiği LNG’nin yüzde 45’e yakını Asya’ya yüzde 41’i Avrupa’ya kalanı ise Amerika kıtasındaki ülkelere gitmektedir. EIA’nın raporuna göre, 2022 sonunda dünyadaki LNG talebinin yüzde 22’sini ABD tek başına karşılayabilecek durumda olacaktır.

ABD’nin 2025’e kadar küresel piyasalarda LNG ihracatçısı liderliği pozisyonunu sürdürmesi beklenirken, söz konusu yılda Katar’ın yeni yatırımlarının hayata geçmesi ve Katar’ın liderliği alması öngörülmektedir.

ABD, 2021’de Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve Birleşik Krallık tarafından ithal edilen tüm LNG’nin yüzde 26’sını göndererek Avrupa’nın en büyük LNG kaynağı olmuştur. ABD’yi yüzde 24 ile Katar ve yüzde 20 ile Rusya izlemiştir. Küresel piyasalarda 2021’de 380 milyon ton olarak gerçekleşen LNG ticaretinin 2040’ta 700 milyon tona ulaşması beklenmektedir.

Avrupa’da tüketilen gazın yaklaşık üçte biri Rusya’dan gelmektedir. Ancak Rusya’nın enerji şirketi Gazprom’un AB ülkelerine gönderdiği doğal gaz miktarı önemli ölçüde gerilemiştir. Bu gerilemeye rağmen ABD gaz ihracatı, Rusya’nın Avrupa’ya yaptığı teslimatların yüzde 70-80’ini karşılayabilmektedir. LNG tesislerinin inşası üç ila dört yıl sürmekte olup ABD’den yeni kapasiteyle LNG’nin Avrupa’ya gönderilmesi için en erken tarihin 2025 olduğu tahmin edilmektedir. Öte yandan 11 ABD’li senatör ise 3 Şubat 2021 tarihli bir mektupta Enerji Bakanı Jennifer Granholm’u “ABD’nin doğal gaz ihracatını sınırlamak için hızlı harekete geçmeye” çağırmıştır.

ABD’de faaliyet gösteren ve çeşitli hizmetler sunan 160’tan fazla LNG tesisi bulunmaktadır. Bazı tesisler ABD’den doğal gaz ihraç etmekte, bazıları eyaletler arası boru hattı sistemine veya yerel dağıtım şirketlerine doğal gaz tedariki sağlamakta, diğerleri ise talebin yoğun olduğu dönemlerde doğal gazı depolamak için kullanmaktadır. Ülkede araç yakıtı veya endüstriyel kullanım için LNG üreten tesisler de bulunmaktadır.

ABD’de enerji piyasalarını düzenleyen bağımsız federal kuruluş FERC’den alınan bilgiye göre ise inşa halinde olmayan ancak onaylanan 13 LNG terminali bulunmaktadır. Onay alamayan ancak projelendirilmiş terminal sayısı ise 6 olarak kayıtlara geçmiştir.

ABD’de halihazırda 6 LNG terminali aktif olarak çalışıyor.

Bunlardan Cove Point 2018’de inşa edilmiş ve yıllık 5,25 milyon tonluk sıvılaştırma kapasitesine sahiptir.
ABD’nin Sabine Pass LNG terminali ise 2016’da iki üniteyle inşa edimiş ve yıllık 10 milyon tonluk kapasitesi bulunmaktadır. Sabine Pass terminaline ek bir ünite de 5 milyon tonluk kapasiteyle 2019’da inşa edilmiştir.
Corpus Christi LNG terminali ise 4,5 milyon tonluk iki ayrı üniteyle 9 milyon tonluk kapasiteye sahip ve 2019’da inşa edilmiştir. Corspus Christi’nin üçüncü ünitesi ise 4,5 milyon ton yıllık kapasiteyle geçen yıl aktif hale getirilmiştir.
Yıllık sıvılaştırma kapasitesi 4 milyon ton olan Cameron LNG terminalinin 2019’da ilk ünitesi aktif hale gelmiştir. İkinci ve üçüncü üniteler ise 8 milyon tonluk toplam kapasiteyle 2020’de inşa edilmiştir.
ABD’nin diğer LNG terminalleri olan Freeport LNG’nin 5,10 milyon kapasiteli bir ünitesi, 10,2 milyon ton yıllık kapasiteli de iki ayrı ünitesi bulunmaktadır.
Elba Island LNG terminalinin ilk 2 ünitesi 750 bin ton kapasiteyle 2019’da inşa edilmiştir. Elba Island’ın son ünitesi ise 2020’de 1,75 milyon ton kapasiteyle hizmete alınmıştır.
Yıllık 10 milyon ton sıvılaştırma kapasiteli Calcasieu Pass terminali Louisiana’da 2021 yılı sonunda faaliyete geçmiştir.
Sabine Pass’ın 5 milyon kapasiteli yeni terminali 2023’te hizmete alınması planlanmıştır. Golden Pass LNG terminalinin de iki ünitesi 2024, bir ünitesi 2025’te aktif hale gelecektir. Bu terminalin toplam kapasitesi ise 15,6 milyon ton olacaktır.
Öte yandan, Suudi Arabistan petrol şirketi Saudi Aramco, küresel enerji ve altyapı sektörlerinin önde gelen kurumsal yatırımcılarından EIG tarafından kurulan ve yönetilen ABD merkezli sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) şirketi MidOcean Energy’den hisse alımıyla küresel LNG sektörüne gireceğini duyurmuştur. Aramco, MidOcean Energy’nin stratejik azınlık hissesini 500 milyon dolar bedelle satın almak üzere anlaşma sağlamıştır. Bu stratejik ortaklığın, Aramco’nun LNG sektöründeki ilk uluslararası yatırımı olma özelliğini taşıdığı belirtilmiştir.

Özellikle ABD Başkanı Joe Biden’in Avrupa için ABD’nin sağlayabileceğinin ötesinde LNG bulmaya çalışması, Katar Emiri ile görüşmesi ve Japonya’yı LNG’nin bir kısmını Avrupa’ya yönlendirmeye ikna etmesiyle ABD’nin Avrupa’ya ikame gaz ulaştırma çalışmaları, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in kıtaya karşı doğal gaz üzerinden kurduğu baskının azaltılmasına yardımcı oluyor gibi görünse de ABD’nin Euro Bölgesi’ne yönelik bu politikaları, ABD’nin dolar hegemonyasını koruma çabalarının bir parçası olarak da değerlendirilebilir. ABD, ayrıca, Avrupa’nın yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmasına da teşvik etmektedir.

Euro Bölgesi’ni doların en büyük rakibi olarak gören ABD’nin, AB’nin büyümesini ve güçlenmesini kontrol altında tutmak istediği aşikardır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Özcan Kuzulu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kaleninsesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kaleninsesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kaleninsesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kaleninsesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.