Kırgız Şairden Yaratımın Kutsal Yolculuğu

"Söz, yüzyıllar boyunca doğru zamanda ve doğru yerde ustalıkla kullanılan en etkili silahtır." UYGARLIĞIN ORTAK DİLİ: ULUSLARARASI SÖYLEŞİ DİZİSİ 8

NURDURAN DUMAN

Kalenin Sesi olarak, dünyanın farklı ülkelerinden şair, yazar ve başka alanlarda öne çıkan imzalarla yaptığımız söyleşi dizimizi Kırgız şair Altınay Temirova ile sürdürüyoruz.

Altınay Temirova, Kırgız şair, oyun yazarı ve çevirmen. Gorki Edebiyat Enstitüsü mezunu, Kırgızistan Yazarlar Birliği, Uluslararası PEN Kulübü ve Sinemacılar Birliği üyesi. Kırgızistan’daki Dünya Şairler Hareketi’nin (WPM) koordinatörü. Şiirlerinde derin felsefi düşünce, halk dili, tarihsel bilinç ve özgün estetik öne çıkar. Eserleri birçok dile çevrildi ve dünyada yayımlandı. Rasul Gamzatov Özel Ödülü (Dağıstan, 2019), Parnassus – Angelo La Vecchia Ödülü (İtalya, 2019), Wang Wei Ödülü (Çin, 2024) gibi uluslararası ödülleri var. 2025’te Dubai’de “Yılın Asyalı Şairi” seçildi.

Altınay Hanım, şiirin dönüştürücü gücüne ve sözcüklerin mistik derinliğine inanan bir edebiyatçı. Eserlerinde dil, kültür ve çağın iç içe geçtiği çok katmanlı bir yaratım sürecini benimsiyor. Şiiri yalnızca bir sanat formu olarak değil, barışın ve kültürlerarası anlayışın inşa edilmesinde etkin bir güç olarak görüyor. Çeviri çalışmalarında da ruhların konuşmasını, kültürler arası köprülerin kurulmasını önemsiyor.




Metninizi oluştururken diliniz, kültürünüz, yaşadığınız yer ve çağınız sizin için nasıl bir kaynak?

Eserlerime esin veren şey, kimliğimin ve çevremin her ögesinin kilit rol oynadığı çok katmanlı bir süreçtir. Dil, kültür, yaşadığım yer ve çağ—hepsi tek bir yaratım dokusunda birbirine düğümlenir. Olabildiğince somut ve yerinde anlatabilmek için bunu bölümlere ayırayım.

Esinin temeli olarak dil. Dil benim için yalnızca bir araç değil, ruhumu besleyen canlı bir varlıktır. Bir şair olarak dil, zenginliği ve esnekliği sayesinde başlıca esin kaynağına dönüşür. Arkaik biçimlerinden, halk deyişlerinden, ritim ve ezgilerinden; sözcüklerin mecazlarla çınladığı folklordan beslenirim. Dili düşünürken, düşüncelerimi şiirsel kalıplarla giydiririm: aliterasyonlar, asonanslar ve kimi zaman soyut imgeler. Böylece sıradan bakışın kaçırdığı nüansları görür, onları dizelere dönüştürürüm; sözcükler, iç dünya ile gerçeklik arasında bir köprüye dönüşür.

Ruhun aynası olarak kültür. Kültür, yapıtlarımı biçimleyen kolektif bellektir; şiirin felsefeden, inançtan ve tarihsel sarsıntılardan ayrılmaz olduğu yer. Esinimi kültürel arketiplerden alırım: doğa imgelerinden (uçsuz tarlalar, yükselen doruklar, koyu ormanlar), iyilikle kötülüğün bitmeyen mücadelesinden… Yapıtlarımda bu, ruhsal bir arayışın çeşitli izlekleri olarak yankılanır. Kültürel motifleri ruhumun prizmasından geçirir, yaratıcı itkileri uyandırır; kaleme sarılmaya çağırır.

İmgelerin kaynağı olarak yaşadığım yer. Yaşadığım yer, çalışmalarıma doğrudan etki eden fiziksel ve duygusal bir mekândır. Sonbahar yağmurunun kokusu, parkta hışırdayan yaprak, bir metropolün uğultusu gibi görsel-duyusal imgeler sunar. Karşıtlıklardan beslenirim: köy akşamlarının sessizliği sonsuzluk düşüncelerini çağırırken, kentin devinimi hayatın geçiciliğini düşündürür. Şiirlerimde bu, manzara betimlerinde görünür; mekân, tıpkı doğa sahnelerinin kimi yaraları ya da sevinçleri anıştırması gibi, iç hâlin bir mecazına dönüşür. Gün batımı, şafak ya da sis gibi her "olağandışı" olgu, not tutmam için beni harekete geçirir.

Çağ: çağdaşlığın katalizörü. Dijital çağ; teknolojisi, küreselleşmesi ve toplumsal değişimleriyle yaratıcılığıma keskinlik katıyor. İnternetin iletişime etkisinden ekolojik krizlere uzanan güncel meydan okumalar üzerine düşünür, bu fikirleri metaforlarla örerim; çağ, kişisel öykülerin zeminine dönüşür. Geleceğe dair ansızın beliriveren düşünceler de esin verir: teknolojilerin şairin ruhunu nasıl dönüştürdüğü, beni defter yerine klavyeye uzanmaya nasıl yönelttiği… Asıl mutluluk burada: günümüzün kroniğini tutmak, çağı duyguların prizmasından süzmek.

Özetle, yaratım benim için bu ögelerin uyumudur: dil biçimi, kültür derinliği, mekân canlılığı ve çağ güncelliği sağlar. Bu etkenlerin her bileşimi esini uyandırır, gündeliği şiire dönüştürür. Bu yalnızca bir süreç değil; zamanımın ve mekânımın aynasına dönüştüğüm bir ruh hâlidir.

İlk esin ya da fikir kıvılcımından son noktaya yaratım sürecinizin omurgası nedir? Asla ödün vermediğiniz ilkeniz, yazma rutinleriniz var mı?

Yaratım süreci benim için kutsal bir yolculuktur; derin bir dalışın ve içsel esrimenin zamanıdır. İlk, neredeyse duyulmaz esin kıvılcımından son noktaya dek kendimi bu ateşe tümden bırakırım—uzaya fırlayan bir roket gibi. Yaşam enerjim tutuşur, alevlenir; beni fikirler evreninin uçsuz boşluğuna taşır. Görev tamamlanıp eser bütünlüğüne kavuşana kadar gezegenlerimin—imgeler ve kavramların—yörüngesinde dönerim. Bu yolculuk bir an da sürebilir, saatler veya günler de; öngörülemez ve onu öngörmeye çalışmam. Esas olan, yaratım göğünde yeni bir yıldız yakmaktır—şiir, öykü ya da resim; ardından sessizce yeryüzüne dönmek.

Keskin kurallarım yok; fakat dokunulmaz ilkelerim var. Önce telaştan ve yabancı düşüncelerden arınmış bir alan kurarım—kimi zaman sabahın sessizliği, kimi zaman akşamın dinginliği. Başlamadan evvel, tefekküre dalar gibi fazlalıkları bırakır, esine açarım kendimi. Doğayı gözlemek ya da sevdiğim yazarları okumak yeni imgeleri tutuşturur. Yazma, benim için kendimle ve dünyayla bir diyalogdur; anlamların ve duyguların doğduğu bir eşik. Kendime katı sınırlar çizmekten hoşlanmasam da disiplin ve zamanla ruh hâlime duyduğum saygı, bu yolda sadık yoldaşlarımdır.

Bugünün dünyasında şiirin işlevini nasıl görüyorsunuz; bir metnin etik sorumluluğu ve dönüştürücü gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bugün şiirin rolü genişledi ve çok katmanlı bir hâl aldı. İnce lirizmden keskin politik taşlamaya; derin felsefi düşünüşten—erotizm ve cinsellik de dâhil—duyguların çıplak ifadesine uzanan geniş bir yelpazeye yayılıyor. Yine de sahici şiir, tıpkı resim gibi, yüksek bir estetik ve ruhsal derinlik ister; kalbe dokunup bilinci uyandırmalıdır.

Şiirin etik ve kültürel boyutları ile bireyin yapısı arasında ince ama güçlü bir bağ vardır. Söz, en eski zamanlardan beri olağanüstü bir kudrete sahiptir. Dili ustaca kullananlar, doğru anı ve mekânı seçerek onu etkili bir silaha dönüştürmesini bilmiştir. Bugün de şiir bu kudreti taşır: yazgıları değiştirebilir, zor zamanlarda dayanak olabilir, empati uyandırabilir ve kimseyi kayıtsız bırakmaz.

Şiir, ruhun gereksinimidir; tükenmeyen bir esin kaynağı. İnsanlar huzur bulmak, yanıt aramak ya da yalnızca dünyanın güzelliğini hissetmek için ona döner. Kısa ve yoğun dizelere damıtılmış zamansız bilgeliktir; halkların hayat hâllerini, tarihsel olayları ve seçkin kişilerin yazgılarını yansıtır. Dahası, şiir bizi durup düşünmeye, kendimizi ve çevremizi yeniden gözden geçirmeye çağırır; kötülüğe karşı mücadeleye, adalet arayışına ve yeni bir şeyler kurmaya ilham verebilir. Etik sorumluluğu da burada yatar: ışık taşımak, vicdanı uyandırmak, toplumda dönüştürücü bir güç olmak.

Şiir, özellikle günümüzde barış inşasına ve kültürlerarası anlayışa ne gibi katkılarda bulunabilir? Biz, şairler dünya barışı için ne yapabiliriz?

Şiir, taşı yavaş ama inatla aşındıran suya benzer. Kalplere ve zihinlere dokunma kudretiyle barışı onarır ve güçlendirir. İyiliğin galebe çalması gerekir ve er geç çalacaktır—derin inancımız budur. Yol her zaman kolay ya da dümdüz olmayabilir; ama sözün gücü tükenmez ve insanlık kadar eskidir.

Söz, yüzyıllar boyunca doğru zamanda ve doğru yerde ustalıkla kullanılan en etkili silahtır. Şairler bu armağanın bekçileridir: doğru insanlara ulaşan, yazgıları değiştirebilen, zor anlarda destek olan; empati ve anlayışı uyandıran metinler yazarız. Kimseyi kayıtsız bırakmamaya çalışırız; çünkü bir insanda başlayan dönüşüm, zamanla bütün toplulukları değiştirebilir. Bugün, barış talebiyle sokaklara çıkan koca koca uluslar varken, şiir birlik ve umudun sesi olur. Biz şairler, kültürler arasında köprü kurar; karşılıklı anlayış ve uyumu besleriz. Sözlerimiz engelleri aşar, sınırları bulanıklaştırır, dünyanın dört yanında barışın kıvılcımını yüreklere düşürür.

Şiir yalnızca bir sanat türü değil; değişime ilham veren, yeryüzünde barışı kurup güçlendirebilen canlı bir kudrettir.

Metinleriniz başka dillere çevrilirken nelere öncelik veriyorsunuz? Çevirmenle bir ilişki kurup hedef dilin okurları ve kültürel bağlamıyla etkileşimde bulunuyor musunuz?

Çeviri benim için bir zanaattan öte, yaratıcı bir esrime; ruhu saran bir fırtına. Beni derinden etkileyen bir şiiri, öyküyü ya da denemeyi okuduğumda, içimde hemen onu başka bir dile aktarma arzusu uyanır—sanki dünyalar arasında köprü olurum. Başkalarının düşüncelerinin çalkantılı okyanusuna dalmak gibidir bu: her dalga bir sözcük, her uyak bir keşif. Yazarı tanıyıp tanımamam fark etmez: geçmişin büyük bir klasiği, mektupla ya da çevrimiçi yazıştığım çağdaş bir şair ya da adı rastlantıyla karşıma çıkan anonim bir yetenek olabilir. Esas olan resmî bağ değil, derin duygusal bağdır. Metnin içimde bir tohum gibi yeşermesine izin verir, ruhumu işe katarım.

Böyle anlarda, altıncı his diyebileceğim bir sezgi uyanır—yazarın ruhunu, saklı niyetlerini, düşüncelerinin en ince nüanslarını kavramama yardım eder. Fikirlerinin anadilimde muntazam sıralandığını hissederim; sözcüklerden saray kuran bir mimar gibi. Tanımadığım sözcükler, deyişler ya da kültürel ayrıntılarla karşılaşırsam, sözlüklere ve başvuru kaynaklarına sırt çevirmem; onlar sadık yardımcılarımdır. Ama çoğu zaman iç pusulama güvenirim: yazarın demek istediğini içgüdüyle kavrar, anadilimde karşılıklarını bulur, özün ruhunu korurum. Amacım, metne canlı bir atmosfer kazandırmak; düşünceleri ve imgeleri çarpıtmadan, olduğu gibi aktarmaktır—metin nefes alsın, nabız atsın, okuru içine çeksin.

Mümkünse yazarlarla mutlaka diyalog kurarım. Bu, bir formalite değil, ruhların konuşmasıdır: bağlamı sorar, nüansları netleştirir, yorumlarımı paylaşırım. Bu alışveriş çeviriyi zenginleştirip sahiciliğini artırır. Hedef dilin okurlarıyla da etkin temas kurarım: eleştiriler, edebî topluluklardaki tartışmalar, sunumlar… Tepkileri pusulamdır; metni nasıl karşıladıklarını dinler, kendimi böyle geliştiririm. Okurlar çeşitlidir—usta birer bilge de olabilirler, yeni başlayanlar da—ama canlı sözün, ruh güzelliğinin ve parlak düşüncelerin pek çoklarını sevindireceğine inanırım. Coşkulu geri dönüşler bunu doğrular: "Çevirileriniz sayfalarda canlanıyor; bizi, aslın büyüsünü yitirmeden, başka bir kültür dünyasına taşıyor," derler.


Kültürel bağlam benim için kutsaldır; önceliğim budur. Yalnızca sözcükleri çevirmem; metnin dokusuna gelenekleri, simgeleri, ilk bakışta görünmeyebilecek tarihsel göndermeleri işlerim. Onları hem yankı bulacak şekilde uyarlar hem de sahiciliğini korurum. Bir şair-çevirmenin söz varlığı, geniş ufku ve kültürel katmana derin biliş, kavrayış başlıca araçlarıdır. Bu araçları, keskin nişancı titizliğiyle, yerli yerinde sözcüklerle kullanabilmek—işte marifet ve yaratıcı ustalık budur. Bunlar olmadan çeviri cansız bir kopyaya dönüşür; onlarla ise kültürler ve yürekler arasında köprü kuran, yaşayan bir sanat eserine dönüşür. Son kertede önceliğim yalnızca doğruluk değil, büyüdür de: metni anlaşılır kılmakla yetinmem; okurun ruhunda, gece göğünde beliren bir yıldız gibi bir kıvılcım yakmak isterim.

Türk okurlara ne söylemek istersiniz?

Türkiye, yüzyıllar boyunca dünyaya bilgelikle yoğrulmuş, dil zenginliği ve sahici güzellikle dolu bir şiir armağan etti. O dizelere her daldığımda içimde titreyen bir hayranlık hissediyorum; kimi eserleri derinliklerine yaklaşmak için bizzat çevirmeyi bile denedim. Ne var ki çağdaş Türk şiiriyle tanışıklığım daha sınırlı—belki de nitelikli çevirilerin azlığından. Sonuçta bir yabancı kültürün kapılarını açan, halkları yakınlaştırıp karşılıklı anlayışı büyüten yetkin çevirmenlerdir. "Bir halkın ruhunu tanımak istiyorsan edebiyatını oku," diyenlerin sözünde büyük bir hakikat var.

Türk okurlara yürekten dileğim şu: yeni şair ve yazar adlarını keşfedin; yapıtlarında kendi ruhunuzun yankısını bulun ve bu mahrem deneyimin tadını çıkarın. Bu yaz, şiirlerim Türkiye'de iki dergide yayımlandı—Güfte Edebiyat ve Aydın Efesi. Onlar hakkındaki düşüncelerinizi duymaktan ve kültürlerimiz arasındaki bu yaratıcı diyaloğu sürdürmekten içtenlikle mutluluk duyarım.