Abi yaz diyorlar, yazıyorum…
Dilimin döndüğü kadar, gönlüm elverdiği kadar anlatmaya çalışıyorum.
Bazen kırgınlık da oluyor elbet ama bilin ki art niyet hiç yok.
Biliyorsunuz, bu hafta Anadolu’nun işgaline karşı kadınların yükselttiği haklı sesin, yani 10 Aralık 1919’da Kastamonu’da düzenlenen ilk kadın mitinginin yıl dönümü.
Ben de sizler için hem sosyal medyadan hem tarihin tozlu sayfalarından hem de kendi gönlümden kopanlarla bu anlamlı güne dair bir yazı derledim.
Bir Milletin Yazgısını Karanlık Günlerde Aydınlatan Kadınlar
Tarih, yalnızca erkeklerin yürüdüğü bir yol değildir.
Bu milletin kader defterinin her sayfasında, bir kadının izi, bir ananın duası, bir kız evladının cesareti vardır. Anadolu kadını, vatanı her daim omuzlamış; gerektiğinde evladını gönderirken ağlamış ama geri adım atmamıştır.
Bugün Kastamonu’nun tarihî meydanlarından geriye baktığımızda, gözümüz 10 Aralık 1919’un o soğuk Çarşamba gününe takılır. Anadolu işgal altındayken, umudun kimi zaman kırıldığı o karanlık günlerde Kastamonulu kadınlar tarihin akışını değiştiren bir sese dönüştü.
Kadınların Gök Kubbe Altında Yükselen İlk Büyük Haykırışı
O gün, Kız Öğretmen Okulu’nun bahçesinde 3 bini aşkın kadın toplandı.
Müdafaa-i Hukuk Hanımlar Cemiyeti’nin öncülüğünde hazırlanan miting, işgale karşı Anadolu’da yükselen en güçlü kadın sesiydi.
Ve o meydanda, tertip komitesi başkanı Zekiye Hanım, tarihe altın harflerle yazılacak şu sözleri söyledi:
“Kardeşler, hemşireler…
Daha bir sene evvel kırmızı rengi ile başımızda dalgalanan ulu sancağımız, görüyorsunuz ki siyahlara, matemlere büründü…
Haktan en çok bahsedenler, haksızlığın en büyüğünü yaptılar…
Bizim gibi şefkatle düşündüğüne inandığımız İtilâf devletlerinin büyük kadınlarına sesleneceğiz.
Eğer onlar da hakkımızı teslim etmezlerse, evlatlarımızın kanına kendi kanımızı karıştırarak, dinimiz ve istiklâlimiz için savaşarak öleceğiz!”
Bu sözler yalnızca bir protesto değil; bir kader ilanı, bir milletin kadın eliyle yükselen bağımsızlık çağrısıydı.
Zekiye Hanım’ın ardından kürsüye çıkan Darülmuallimat Müdiresi Hikmet Hanım, yardımcısı İclâl Hanım ve Refika Hanım, aynı kararlılıkla konuşarak Kastamonu meydanından tüm dünyaya şu mesajı verdiler:
“Bu millet teslim olmayacak.”
Kastamonulu kadınlar bununla da yetinmedi;
ABD Başkanı’nın eşine, İngiltere Kraliçesi’ne, Fransa Cumhurbaşkanı’nın eşine telgraflar çekerek işgallerin durdurulmasını istedi.
Bu, hem cesaret hem diplomasi hem de vicdan dolu bir adımdı.
Cephane Yüklü Kağnılar ve Üşüyen Ama Yılmayan Eller
O gün mitingde yükselen sesler, aslında Kastamonu’nun Milli Mücadele’deki büyük rolünün yalnızca bir parçasıydı.
İnebolu–Kastamonu–Ankara hattı, Kurtuluş Savaşı’nın can damarı oldu.
O cephaneleri taşıyanların çoğu kadınlardı.
Soğuğa, açlığa, yorgunluğa rağmen kağnıların tekeri buzda kaymasın diye elleriyle toprağı ısıtanlar…
Sırtına mermi yükleyip kızını geride bırakan anneler…
Ve elbette, fedakârlığın simgesi Şerife Bacı
Onların her adımı, bağımsızlığın ayak sesiydi.
Ve Daha Öncesi… Çanakkale’nin Kadınları
Kastamonu’nun haykırışı kadar unutulmaması gereken bir başka gerçek daha vardır:
Çanakkale’nin kadınları, bu milletin görünmez kahramanlarıdır.
Cephe gerisinde:
Yaralılara su taşıyan,
Tarlasında üretimi durdurmayıp askere ekmek yetiştiren,
Kıyıda mermi taşıyan,
Siperlerde Mehmetçiğin korkusunu, açlığını, yarasını paylaşan kadınlar…
Onlar olmasaydı, Çanakkale destanı yalnızca silahların yazdığı bir hikâye olurdu.
Oysa bugün Çanakkale, bir milletin kalbinin attığı yerdir; o kalbi atar halde tutan da, kadınların emeği, duası ve kararlılığıdır.
Kadınların Mirası: *Bir Milletin Kaderine Sahip Çıkmak
Bugün Kastamonu meydanına baktığımızda sadece bir şehir görmeyiz;
bir milletin direnişini, cesaretini ve kadının tarih boyunca taşıdığı onurlu mirası görürüz.
Çanakkale’ye adım attığımızda sadece şehitlerimizi değil;
bir başkasının yarasını sarmak için kendi canını tehlikeye atan kadınları hatırlarız.
Kastamonu’nun o cesur kadınları, Çanakkale’nin fedakâr anaları ve Anadolu’nun dört bir yanındaki isimsiz kahramanlar…
Onlar, vatanın yazgısını değiştiren görünmez bir zincirin halkalarıdır.
Bu topraklar, kadının emeği, cesareti ve fedakârlığı ile özgürlüğe kavuştu.
Bugün bize düşen görev, sadece anılarını yaşatmak değil;
o mirası anlamak, sahiplenmek ve geleceğe taşımaktır.