Oluruna bırakmak diye bir şey var, gerçekten öğrenilmesi gereken bir şey, öyle doğuştan bizim sahip olduğumuz bir özellik değilmiş. Yalnız öyle kalem kağıdı alıp ders çalışır gibi öğrenmiyoruz, daha çok öğrenmek zorunda kalıyoruz gibi, hani klişe ama hayat okulu tabiri var ya, heh o okul öğretiyor. Bir şeyleri çok istersin hatta öyle çok istersin ki hayatının gidişatı o duruma bağlıdır ama bir türlü hayatının içinde yer almaz, inat eder ben bu hayata ait değilim der, işte bir yerden sonra olmamasının daha iyi olacağını düşünmeye başlarsın. Ya dersin değer mi bu kadar kendimi yıpratmaya, hırpalamaya. Sonra akışına bırakırsın, olsa gerçekten güzel olurdu diye düşünürsün ama olmadığı zaten da yerine başka bir şeyleri koymayı öğrenirsin. Aslında doldurabilirsin yerini, önemli olan ne kadar çok istediğin değildir, gerçekleşme ihtimalinin ne kadar yüksek olacağıdır. Herkesin hayatında bir gidişat var ve hepsi birbirinden farklı, bazıları için bazı durumlar imkanlar müsaitken bazıları için değildir. Belki de hayatımızın bir kapasitesi vardır ama biz farkında değilizdir, belki de kapasiteyi zorladığımız için hep üzgünüz, aslında bir puccle parçası gibi düşünebiliriz; hayatımızdan fazlasıyla bağımsız bir parçayı zorla sokmaya çalışmak gibi ama yine de oraya ait olmadığını bilir o parça hep sırıtır göze. Hayatımızda her şey olacak diye bir şey yok, olabilecek şeyler ve olamayacak şeyler var. Bu zaman ve hayat bize tatlı tatlı öğretir, biz istesek de istemesek de.
Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme...
Dudaklarım öpüşmekten mosmor...
Bir putum sanki ilahilerle denize fırlatılmış
Ve bir deniz yağıyor üstüme
Bakma sen sevgili Teodorakis
Açgözlü güvercinlerin didiştiklerine!
Avluların o en çakırkeyiflisine
Mısır daneleri gibi serpilmişler ama
Mısır danesi değil ki bu adalar
Ne de biz güverciniz...
Sekerek o güneş güzeli çakılların üzerinden
Çıplak ayaklarımızın su sesleriyle
Birbirimize
Ve kendimize
Bilakis
Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme