SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Restorasyon ne zaman yapılacak? (04.05.2021)

Reşat Nuri Güntekin denildiğinde ilk akla ‘Çalıkuşu’ romanı gelir. Çalıkuşu Romanının bir bölümünü Çanakkale’de yaşadığı evde yazdığı söylenen Reşat Nuri Güntekin’in evi günümüzde eskimiş ve kırılmış pencereleri, dökülmüş sıvaları ile birlikte atıl durumda.
Haber Giriş Tarihi: 04.05.2021 11:51
https://www.kaleninsesi.com
kapak resmi

Reşat Nuri Güntekin’in Feride karakterinin yaşadığı Çalıkuşu romanının bir kısmı Çanakkale de kaleme alınmıştı. Cumhuriyet Dönemi edebiyatı açısından önemli bir noktada duran Çalıkuşu romanı günümüzde de gençler tarafından okunmaya devam edilen klasikler arasında raflardaki yerini koruyor.

HARABEYE DÖNDÜ

Reşat Nuri Güntekin’in Çanakkale’deki evi 19’uncu yüzyılın sonu 20’inci yüzyılın mimarisine sahip. Pencere pervazları pencere kanatlarını tutmakta zorlanırken, dış duvar cepheleri de bakımsızlıktan nasibini almış durumda. Pencere ve kapılarına tahta kalaslar çakılan evin bahçesi de evden dökülen tahta ve tuğlaları sarmaşık ve yabani otlar kaplamış.

KAMULAŞTIRMA İPTAL EDİLMİŞTİ

Turizm Bakanlığınca restore edilmek üzere kamulaştırılan Reşat Nuri Güntekin’in Çanakkale’deki evi, ev sahiplerinin kamulaştırmaya itirazı ve restorasyonu kendileri yapmak istemesi üzerine mahkemeye taşınmış ve mahkeme heyetince 2007 yılında bu gerekçe ile kamulaştırma kararı iptal edilmişti.

REŞAT NURİ GÜNTEKİN KİMDİR?

Reşat Nuri Güntekin Cumhuriyet Döneminin en önde gelen eserleri arasına giren ‘Çalıkuşu’ ,  ‘Yeşil Gece’ ve ‘Anadolu Notları’ eserlerini kaleme aldı. 25 Kasım 1889 tarihinde doğduğu şehir olan İstanbul’da yaşamını sürdürdü. Askeri tabip olan Nuri Bey ve Kars valisi Yaver Paşa’nın kızı Lütfiye Hanımın oğulları olan Reşat Nuri genç yaşta Reşide isimli kız kardeşini kaybetti. Tek çocuk olarak büyüyen Reşat Nuri Güntekin, babası doktor olduğu için bir çok ili gezdi.

ÇANAKKALE’DEKİ EVLERİNİN ZENGİN KÜTÜPHANESİ

Babasının tayinlerinden biri de Çanakkale idi. İlköğrenimine Çanakkale’de başlayan  Reşat Nuri çocukluk yıllarında rastladığı Fatma Aliye Hanım’ın kaleminden çıkan ‘Udi’ isimli romanı sanat hayatının ilk izlerini oluşturdu. Sanata heveslenen Reşat Nuri’nin Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphane olması da onu kitaplara yönelten ve yazı yazma düşüncesinin gelişmesinde önemli bir nokta oldu.

Eğitim hayatına İzmir Frerler Okulunda devam ettikten sonra İstanbul’da Saint Joseph Lisesi’nde eğitim gördü. Darülfünun Edebiyat Şubesi’nde yükseköğrenimini 23 yaşında tamamladı. Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda 1927 yılına kadar Fransızca ve Türkçe öğretmenliği ve müdürlüğü görevlerini yapan Reşat Nuri Güntekin 1927 yılında Erenköy Lisesi’nden yeni mezun olan Hadiye Hanım ile evlendi.

ÇALIKUŞU 1922 yılında şöhret oldu

Reşat Nuri, öğretmenlik mesleğinin yanı sıra edebiyatla uğraştı. Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilham ile yazın hayatının ilk tomurcukları atıldı. Sonraki süreçlerde tiyatro edebiyatını benimseyerek bu alanda çalışmaya başladı. I. Dünya Savaşı sonlarında yazın hayatına Reşat Nuri, başlangıçta ‘Eski Ahbap’ gibi uzun hikâyeler, ‘Hançer’ ve ‘Eski Rüya’ gibi sahne eserleri, ‘Gizli El’ gibi romanları, tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayınladı. Reşat Nuri Güntekin denildiğinde ilk akla gelen romanı olan Çalıkuşu adlı eserini de 1922 yılında Vakit Gazetesi’nde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu. Çalıkuşu, 1923 yılında kitap olarak yayımlanan, 1937'de büyük değişikliklerle tefrika edildi.

ÇANAKKALE VEKİLİ OLDU

Güntekin için önemli adımlardan biri de 1931 senesinde maarid müfettişi olması ve Anadolu’yu baştan sona dolaşmasını sağlayan müfettişlik görevi sayesinde ülkenin gerçeklerini yakından görme ve tanıma imkânı bulması oldu. 1939'da ise çocukluk yıllarının geçtiği Çanakkale milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclis’i Çanakkale milletvekili olarak TBMM'de bulundu.

Bütün romanlarının tiyatro halinde senaryoları olduğunu söyleyen Reşat Nuri, Hikmet Feridun'la yaptığı bir konuşmada çalışma yöntemlerini şöyle açıklar:

"Roman ve hikâye yazarken konunun evvela asıl canlı noktası, amudi fıkarisi (belkemiği) gelir. Bu amudi fıkaridir ki bana yazmak arzusunu verir. Bu bazen bir vak'a olur, beni alâkadar eden bir vak'a.. Fakat çok kere pek alakadar olduğum insan tipi. (Şu vak'ayı veya şu insanı, şu tipi yazayım) derim. Bu suretle eserin iki adımı atılmış olur. Mevzuu pek iptidai bir şekilde fikrime gelir. Hiçbir zaman hemen derhal bu mevzunun planını yapıp da yazmağa başladığım vaki değildir. Bulduğum mevzuu zihnimde bir köşeye atarım. Onun francala hamuru gibi kendi kendine kabarması için uzun müddet bırakırım. Çok defa aradan birçok senelerin geçtiği de vakidir. Bu müddet zarfında mevzua bazı ilaveler yaparım. Bazı kısımlarını tayyederim, atarım, çıkarırım. Vakaları retuş ederim. Tipleri develope ederim (geliştiririm).. Yazma işine başladığım zaman da çok muntazam çalışırım. Romanın sonunu nasıl bitireceğimi tayin etmeden yazıya başlamam. Evvela umumi bir şema yaparım. Fakat eser henüz definitif (kesin, belirli) olmamıştır. Ortada şahıslar vardır, vakalar vardır, eserin ana hatları vardır. Fakat yazmaya başladıktan sonra şahıslar ekseriyetle hüviyetlerini değiştirirler, evvelce hiç düşünmediğim vak'alar, yeni şahıslar gelir. (Muhit dergisi, 1933; anan: Muzaffer Uyguner, Reşat Nuri Güntekin, Ağustos 1967) Kişilerine sevgiyle sokulan bir romancıdır Reşat Nuri. Genellikle onların gerçek yaşamlarındaki en belirgin özelliklerini yitirmeden yansıtmaya çalışır. Gözlem yeteneği yaşama çok geniş bir perspektiften bakma imkânını sağladığı için romanları geçiş dönemi yaşayan ülkemizden "insan manzaraları" çizme başarısına ulaşmıştır."

Damla YELTEKİN

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar