Çanakkale’de savaşın akışını değiştiren bir kahraman: Seyit Onbaşı
Çanakkale’de savaşın seyrini değiştiren Seyit Onbaşı, savaşın en kritik anında gösterdiği olağanüstü cesaretle tarihe geçti. Vatan sevgisi, fedakarlık ve inançla simgeleşen bu unutulmaz kahramanlık hikayesi, bugün hala Türkiye’nin milli hafızasında yaşamayı sürdürüyor.
ZORLUKLARLA YOĞRULAN BİR HAYAT
Seyit Ali, 1889’da Balıkesir’in Havran ilçesine bağlı Çamlık köyünde dünyaya geldi. Babası Abdurrahman Bey, annesi Emine Hanım’dı. Maddi olanakların sınırlı olduğu bir ortamda büyüyen Seyit Ali, küçük yaşlardan itibaren ağır işlerde çalıştı. Tarım, ormancılık ve hayvancılıkla geçen bu süreç, onun fiziksel olarak son derece güçlü bir yapıya kavuşmasını sağladı. Gençlik yıllarında özellikle odunculukla uğraşan Seyit Ali, çevresinde kuvvetiyle tanınan bir isimdi. Bu zorlu yaşam, ileride savaşta göstereceği insanüstü çabanın da temelini oluşturdu.
CEPHEYE UZANAN YOL
1909 yılında askere alınan Seyit Ali, köyünden Emine ile evlendi. 1911’de ilk çocuğu dünyaya geldi. Balkan Savaşları’nda görev aldıktan sonra Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber terhis edilmeden yeniden silah altına alındı. Topçu eri olarak Çanakkale Cephesi’ne gönderilen Seyit Ali, savaşın en kritik anlarından birinde tarihin akışını değiştirecek bir rol üstlenecekti.
215 KİLOLUK MERMİ VE DÖNÜM NOKTASI
18 Mart 1915’te İtilaf Devletleri donanması Çanakkale Boğazı’nı geçmek için saldırıya başladı. Rumeli Mecidiye Tabyası yoğun bombardıman altındaydı. Cephaneliğe düşen bir mermi, büyük bir patlamaya yol açtı. Çok sayıda asker hayatını kaybetti ya da yaralandı. Vinç sisteminin devre dışı kalmasıyla birlikte top mermilerini yerleştirmek neredeyse imkansız hale geldi. İşte tam bu noktada Seyit Ali devreye girdi. Ağırlığı yaklaşık 215 kilo olan mermileri sırtlayıp topa taşıdı.
İlk iki atış hedefi bulmadı. Ancak üçüncü atış, İngiliz savaş gemisi Ocean’ın dümen sistemine zarar verdi. Kontrolden çıkan gemi, kısa süre sonra bir mayına çarparak sulara gömüldü. Bu hamle, savaşın seyrini etkileyen kritik anlardan biri olarak tarihe geçti.
GÜÇ, İMAN VE VATAN SEVGİSİNDEN GELDİ
Seyit Ali’nin bu olağanüstü başarısı kısa sürede duyuldu ve kendisine onbaşı rütbesi verildi. İsteği sorulduğunda çift tayın talep etse de arkadaşlarının yanında bu ayrıcalığı kabul etmek içine sinmediği için bundan hemen vazgeçti. Savaşın ardından fotoğrafı çekilmek istendiğinde, aynı ağırlıktaki mermiyi yeniden kaldırması istendi. Ancak bu kez mermiyi yerinden oynatamadı. O anki gücünü neye borçlu olduğu sorulduğunda ise bunun iman ve vatan sevgisinden kaynaklandığını ifade etti. Fotoğraf çekimi için daha sonra tahtadan yapılmış bir mermi kullanıldı.
SAVAŞ SONRASI MÜTEVAZI YAŞAM
Cepheden döndükten sonra köyünde sade bir hayat sürdü. Ormancılık ve kömürcülük yaparak geçimini sağladı. Ürettiği kömürü pazarda satarak yaşamını devam ettirdi. Daha sonra bir zeytinyağı fabrikasında çalıştı ama sağlık sorunları nedeniyle işten ayrılmak zorunda kaldı. Hayatının ilerleyen dönemlerinde ayakkabı tamirciliği yaparak geçimini sağlayan Seyit Onbaşı, Soyadı Kanunu’nun ardından “Çabuk” soyadını aldı.
ATATÜRK İLE KARŞILAŞMA
Cumhuriyet döneminde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Havran’a yaptığı bir ziyaret sırasında Seyit Onbaşı ile görüşmesi sağlandı. Atatürk, ona maaş bağlanmasını teklif etti. Fakat Seyit Onbaşı bu teklifi kabul etmedi. Yaptığı görevin karşılıksız olduğunu vurguladı. Sadece geçimini sağladığı kömür işi sırasında orman çalışanlarının kendisine zorluk çıkarmamasını rica etti. Atatürk de bu konuda gerekli kolaylığın sağlanması için talimat verdi.
UNUTULMAYAN BİR MİRAS
Seyit Onbaşı, 1939 yılında zatürre nedeniyle hayatını kaybetti. Henüz 50 yaşındaydı. Ardında, milletin hafızasında derin izler bırakan bir kahramanlık hikâyesi bıraktı. Bugün Balıkesir’in Havran ilçesindeki anıtı ve mezarı ziyaret ediliyor. Adı, Türkiye’nin dört bir yanında okul, cadde ve anıtlarda yaşatılıyor. Özellikle 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’nde, onun hikâyesi vatan sevgisinin ve fedakârlığın en güçlü sembollerinden biri olarak hatırlanıyor.