Essah Bizim Dilimiz: Kastamonu Ağzının Renkli Dünyası

Abi biz şartolsun ki Çanakkale’deyiz ve biliyoruz ki buradaki Kastamonulardan birkaç aile hem şehrimize istihdam sağlıyor hem de Çanakkale’nin güzelliklerini Anadolu’ya anlatıyorlar. Üstelik Çanakkale Geçilmez Destanı’na Kastamonu, Türkiye’de en çok şehit veren vilayetlerden biri olarak önemli bir katkı vermiştir.

Çanakkalemizde çok bilinen “Çanakkale içinde Aynalı çarşı” türküsünün de Kastamonulu bir asker ailesi tarafından yazıldığı bilinir. İşte bu yüzden hem tarih hem de kültür açısından Kastamonulardan söz etmek çok kıymetli.

Kastamonu’nun ormanı nasıl essah yeşil, suyu nasıl serin ise, dili de öylesine canlı ve kendine has. Bizim buraların lafı da türküsü de şakası da başka tınlar. Gelin azıcık Kastamonu ağzına kulak verelim.

Evvela şunu diyem: “Göbel” bizim buralarda erkeğe denir. “Hele şu göbele bak,” dendi mi hem şaka hem de samimiyet vardır.

“Essah mı diyon?” derseniz, “gerçekten mi?” demektir; lafın sağlaması alınır.

Birinin yaptığını beğenip özenmeye “yarsımak”,

birini kandırmaya “payalamak”,

bebeğin emeklemesine “apalamak”,

“orada, şurada” demek için “deydağ” deriz.

Ama hepsi bu kadar mı? Daha neler var neler…

“Gocuma” (kocama), “çöbük” (küçük çocuk), “aşlı” (yemeklik erzak), “çulha” (dokuma tezgâhı), “sırtlık” (bele sarılan örtü), “gonyala” (sürüklemek, çekmek), “alaf” (harman yeri), “hörük” (odun yığını), “cavlak” (tüyü dökülmüş, kel), “tırşık” (nazlı, huysuz ya da aynı adla yapılan ot yemeği), “zibek” (neşeli, oyuna meraklı kimse), “gıdık” (çene altındaki sarkık et ama bazen şaka niyetine de söylenir)…

Bu kelimeler sadece bir ağızdan ibaret değil; dedelerimizin ninelerimizle ettiği muhabbetin, köy odasında kaynayan çayın, harman yerinde dönen rüzgârın sesi de onlarda gizli. Ve işte köy odalarından yankılanan o tatlı uyarı:

“Gapuyı gıygaşdu, ibileri yemle!”

Yani: “Kapıyı kapat, hindileri yemle!”

Kısacık bir cümle, hem gündelik hayatın sıcaklığını hem de Kastamonu’nun dilindeki samimiyeti en güzel şekilde anlatmaya yeter.

Kastamonu’nun dili, ormanlarının gürül gürül akan suyuna benzer: içtikçe serinlik verir, dinledikçe köklerimizi hatırlatır. Essah derim ki, bu kelimeleri yaşatmak atalarımıza bir selam, toprağımıza bir vefadır.