Çanakkale’de engelli bireylerin sosyal haklarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türkiye Sakatlar Derneği Çanakkale Şube Başkanı ve milli sporcu Ümit Burunlular, son dönemde bazı engelli bireylerin sosyal desteklerinin kesilmesi, yüzde 40 engellilik oranının birçok hak için temel kriter olarak kullanılmasının yarattığı sorunlar ve yardımcı cihazlara erişimde yaşanan sıkıntılara dikkat çekti. Burunlular, engelli bireylerin ihtiyaçlarının yalnızca engellilik oranıyla belirlenmemesi gerektiğini söyledi.

Türkiye Sakatlar Derneği Çanakkale Şube Başkanı ve milli sporcu Ümit Burunlular, engelli bireylere yönelik sosyal politikaların yeniden ele alınması gerektiğini belirterek, mevcut sistemin birçok noktada engelli bireylerin gerçek yaşam koşullarını karşılamadığını söyledi.

Özellikle sosyal desteklerin kesilmesi, engellilik oranlarının haklara erişimde temel kriter olarak kullanılması ve yardımcı cihazlara yönelik devlet desteklerinin yetersiz kalmasının önemli sorunlar arasında yer aldığını ifade eden Burunlular, sosyal devlet anlayışının yalnızca aylık ödeme yapılmasıyla sınırlı tutulmaması gerektiğini vurguladı.

“Bir şikâyetle engelli bireyin hakkı kesilebiliyor”

Engelli bireylere yönelik sosyal desteklerde son dönemde yaşanan kesintilere dikkat çeken Burunlular, bazı kişilerin yapılan ihbar veya şikâyetler nedeniyle hak kaybı yaşayabildiğini belirtti.

Burunlular, geçmiş yıllarda engelli hakları konusunda maaş almak için suistimal edilen örneklerin daha fazla olduğunu ancak bugün bu durumun azaldığını ifade ederek, hakların kötüye kullanılmasını önlemek ile gerçek ihtiyaç sahiplerinin mağdur edilmemesi arasında dengeli bir sistem kurulması gerektiğini söyledi.

Engelli bireylerin herhangi bir hak kaybı yaşaması durumunda hukuki yolların işletilmesi gerektiğini belirten Burunlular, sosyal desteklerin kesilmesinde yalnızca şikâyet veya ihbarın değil, kişinin gerçek durumunun da dikkate alınması gerektiğini savundu.

“Yüzde 40 kriteri yeniden değerlendirilmeli”

Burunlular’ın dikkat çektiği bir diğer konu ise engellilik oranı üzerinden belirlenen haklar oldu.

Türkiye’de birçok sosyal ve ekonomik hakkın yüzde 40 ve üzerindeki engellilik oranına göre şekillendiğini belirten Burunlular, tek başına yüzde üzerinden yapılan değerlendirmenin engelli bireyin gerçek yaşam koşullarını her zaman ortaya koymadığını söyledi.

Burunlular, engellilik oranının yanı sıra bireyin günlük yaşamda hangi işleri kendi başına yapabildiğinin ve hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduğunun da değerlendirilmesi gerektiğini ve buna göre oran belirlenmesi gerektiğini ve bu oranın yüzde 40 üzerinden bir ölçü olmamasının önemli olacağını ifade etti.

Özellikle araç muafiyeti gibi haklarda yalnızca yüzde 40 oranının temel alınmasının yeterli olmadığını savunan Burunlular, her engelli bireyin ihtiyacının aynı olmadığını belirtti.

“Her engelli bireyin ihtiyacı farklı. Kişi kullandığı aracı kendi engeline göre uyarlamak zorunda kalıyor. Bu nedenle yalnızca yüzde üzerinden yapılan bir değerlendirme bazı durumlarda yetersiz kalıyor” diyen Burunlular, engellilik oranının yanı sıra bireyin fonksiyonel durumunu ve gerçek ihtiyacını esas alan bir sistem oluşturulması gerektiğini söyledi.

“Akülü sandalye 35-45 bin liradan başlıyor”

Engelli bireylerin karşı karşıya kaldığı en önemli ekonomik sorunlardan birinin yardımcı cihazlara erişim olduğunu belirten Burunlular, akülü sandalye, ortez, protez ve benzeri ekipmanların maliyetlerinin aileler için ciddi bir yük oluşturduğunu söyledi.

Akülü sandalyelerin bugün yaklaşık 35-45 bin liradan başlayan fiyatlarla satıldığını ama devlet en fazla 10 – 15 bin TL’ye kadar destek verdiğini belirten Burunlular, devlet tarafından karşılanan bazı ekipmanların ise kalite ve kullanım ömrü açısından yetersiz kalabildiğini ifade etti. O yüzden 15 bine alınan araç hem kolay bozuluyor hem de en az 5 yıl kullanma zorunluluğu olduğu için de yenisini temin edemediklerini iletti.

Güney Koreli müzik grubu HoonDoo Çanakkale’ye geliyor
Güney Koreli müzik grubu HoonDoo Çanakkale’ye geliyor
İçeriği Görüntüle

“Devlet tarafından karşılanan araç ve gereçler bazen hem ucuz hem kalitesiz oluyor. Engelli birey bu kez akülü sandalyesiyle yolda kalabiliyor” diyen Burunlular, kullanılan ekipmanın kalitesinin doğrudan kişinin yaşam kalitesini etkilediğini vurguladı.

Baston gibi yardımcı araçların da zaman içerisinde kırılabildiğini, ortez ve protezlerde ise belirli yenileme süreleri bulunduğunu belirten Burunlular, bu sürelerin kişinin gerçek ihtiyacı dikkate alınarak yeniden düzenlenmesini istedi.

“Bir ekipmanın kullanım süresi dolmadı diye kişi onu kullanmaya devam etmek zorunda bırakılmamalı. Bozulduysa veya ihtiyacı karşılamıyorsa yenilenebilmeli. Sosyal devlet anlayışının gereği, engelli bireyin ihtiyacına uygun ve kaliteli ekipmana ulaşabilmesi sağlanmalı” dedi.

“Sosyal devlet yalnızca maaş vermek değildir”

Engelli aylıklarının da yaşam maliyetleri karşısında yetersiz kaldığını belirten Burunlular, Temmuz 2026 itibarıyla yüzde 40-69 engelli aylığının 5 bin 793 lira, yüzde 70 ve üzeri engelli aylığının ise 8 bin 689 lira olduğunu hatırlattı.

Bu tutarların kira, gıda, sağlık, ulaşım ve yardımcı ekipman giderleri karşısında engelli bireylerin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kaldığını savunan Burunlular, sosyal desteklerin belirlenmesinde yalnızca gelir kriterinin değil, engelliliğin birey üzerindeki gerçek maliyetinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Burunlular, evde bakım desteğinin de yalnızca bir ödeme olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bakım veren ailelerin psikolojik destek, sosyal hizmet danışmanlığı, sağlık hizmetlerine erişim ve geçici bakım hizmetlerinden yararlanabilmesi gerektiğini ifade etti.

“Çanakkale’de günübirlik bakım merkezleri olmalı”

Engelli bireylerin bakım yükünün önemli ölçüde ailelerin üzerinde olduğunu belirten Burunlular, Çanakkale merkez ve ilçelerde günübirlik bakım merkezlerinin oluşturulması çağrısında bulundu.

Özellikle otizmli, zihinsel ve nörolojik engeli bulunan bireylerin ailelerinin zaman zaman bakım sorumluluğunu başka bir hizmetle paylaşabilmesinin önemli olduğunu söyleyen Burunlular, ailelerin birkaç saatliğine dahi olsa nefes alabileceği gündüzlü ve geçici bakım modellerinin yaygınlaştırılması gerektiğini dile getirdi.

Ailelerin vefatı veya çeşitli nedenlerle bakım sorumluluğunu yerine getirememesi durumunda sürekli ve yatılı bakım hizmetlerinin de bulunması gerektiğini belirten Burunlular, bakım merkezlerinin yalnızca sayısının değil, niteliğinin de artırılması gerektiğini söyledi.

“Denetim kadar yaptırım da caydırıcı olmalı”

Bazı özel bakım merkezlerinde engelli bireylerin yeterli bakım görmediğine ilişkin ailelerden şikâyetler aldıklarını belirten Burunlular, kişisel bakım, hijyen, beslenme ve sağlık kontrollerinin düzenli yapılmasının zorunlu olduğunu söyledi.

Bakım merkezlerine yönelik denetimlerin yalnızca evrak üzerinden değil, engelli bireylerin günlük yaşam koşullarını ortaya çıkaracak şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini savunan Burunlular, ihlaller karşısında uygulanacak yaptırımların da caydırıcı olması gerektiğini ifade etti.

“İnsan sağlığı hiçbir zaman parayla ifade edilemez. Cezaların caydırıcı olması gerekiyor. İşletme açısından ödenen ceza bir maliyet olarak görülmemeli; engelli bireyin sağlığı ve yaşam hakkı esas alınmalı” dedi.

“Engelli bireyler artık daha fazla hayatın içinde”

Sosyal politikaların son yıllarda engelli bireylerin toplumla daha fazla bütünleşmesine katkı sağladığını da belirten Burunlular, bu değişimin olumlu olduğunu söyledi.

Engelli bireylerin geçmişte olduğu gibi tamamen evlerine kapanmadığını, artık daha fazla sokağa çıktığını, sosyal hayata ve kamusal yaşama katıldığını belirten Burunlular, bundan sonraki hedefin erişilebilir yaşam alanlarını yaygınlaştırmak olması gerektiğini ifade etti.

“Engellinin evinden çıktığı andan itibaren şehir içerisinde bir sorun yaşamayacağı sistem kurulmalı. Erişilebilir alanların artırılması, ulaşımın kolaylaştırılması ve engelli bireyin sosyal yaşama katılımının desteklenmesi gerekiyor” dedi.

Burunlular, engelli politikalarının bakım, sağlık, eğitim, rehabilitasyon, ulaşım, yardımcı cihaz, istihdam ve sosyal yaşama katılım başlıklarının tamamını kapsaması gerektiğini belirterek, kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının daha güçlü iş birliği yapması çağrısında bulundu.

Muhabir: SÜHA PARMAKSIZ