EKONOMİ BİR NEFES ARIYOR!

Son günlerde sanayiciyle konuşuyorsunuz aynı şeyden yakınıyor. Esnafla konuşuyorsunuz aynı sıkıntıyı anlatıyor. Çiftçiyle konuşuyorsunuz aynı dertten söz ediyor.

Aslında bugün Türkiye'de yaşanan temel sorun ekonominin tamamen durmuş olması değil. Asıl sorun, ekonominin damarlarında dolaşması gereken nakdin giderek azalması. Çark dönüyor ama zor dönüyor. Sipariş var ama finansman yok. İş var ama para yok.

En büyük sıkıntı da tam burada başlıyor. Bugün birçok işletme para kazanamadığı için değil, kullandığı kredilerin geri ödemelerini çevirmekte zorlandığı için sıkıntı yaşıyor. Hammaddeyi krediyle alıyor, elektriği peşin ödüyor, personel maaşını, vergisini ve SGK'sını günü gününe yatırıyor. Ancak yaptığı işin tahsilatını bazen aylar sonra alabiliyor. Aradaki boşluğu kapatmak için de yüksek maliyetli kredilere yönelmek zorunda kalıyor.

Öyle ki bazı işletmelerde kârlı görünen işler bile finansman maliyetine yeniliyor. Kâğıt üzerinde kazanıyor gibi görünen birçok firma, kasasına baktığında aynı tabloyu göremiyor.

Bugün sanayici yatırım yapmak istemiyor değil. Tam tersine birçok işletme büyümek, yeni makine almak ve üretim kapasitesini artırmak istiyor. Ancak önce mevcut yükünü taşıyabilmesi gerekiyor. Bu yüzden yeni yatırımlar erteleniyor, istihdam kararları beklemeye alınıyor ve ekonominin en önemli göstergelerinden biri olan yatırım iştahı zayıflıyor.

İşin dikkat çekici tarafı ise başka bir yerde. Ekonominin hemen her kesimi maliyet baskısıyla mücadele ederken bankacılık sektörü kârlılığını artırmaya devam ediyor. BDDK verilerine göre sektör 2025 yılını yaklaşık 940 milyar lira net kâr ile kapattı. Net faiz gelirleri ise 1,7 trilyon lirayı aştı.

Elbette güçlü bankalar güçlü ekonomi için gereklidir. Kimse bankaların zarar etmesini istemez. Ancak ekonominin gerçek yükünü taşıyan üreticinin, esnafın, çiftçinin ve yatırımcının da ayakta kalabilmesi gerekir. Çünkü üretimin yavaşladığı, yatırımın durduğu bir yerde finans sisteminin de uzun vadede güçlü kalması mümkün değildir.

Tam da bu nedenle son günlerde sahada sıkça konuşulan bir öneri dikkat çekiyor: Devlet, bankalar ve reel sektör ortak bir fedakârlık zemini oluşturabilir mi?

Örneğin üç ya da altı aylık faizsiz bir kredi ödeme ertelemesi...

Borçların silinmesi değil, ekonomik kuralların askıya alınması da değil. Sadece piyasaya kısa süreli bir nefes verilmesi. Üretici biraz rahatlasın, esnaf biraz toparlansın, vatandaş kredi yükünü dengeleyebilsin. Ardından sistem kaldığı yerden devam etsin.

Bu önerinin uygulanabilirliği elbette ayrı bir tartışma konusudur. Ancak toplumun verdiği mesaj nettir: İnsanlar sadece çalışarak ayakta kalabilecekleri bir ortam istiyor.

Çanakkale'de de durum çok farklı değil. Turizm sektöründe beklenen hareketlilik tam olarak oluşmadı. Tarımda maliyet baskısı devam ediyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde Ezine Ziraat Odası Başkanı Serkan Zehir'in yaptığı açıklama da sahadaki tabloyu net şekilde ortaya koydu.

Zehir, artan maliyetler ve düşük alım fiyatları nedeniyle üreticinin büyük bir çıkmaz içerisinde olduğunu belirterek, “Üretici nefes alamıyor. Kredi değil, ürettiğimiz ürünün değerini bulduğu bir sistem istiyoruz.” dedi.

Aslında bu sözler yalnızca çiftçinin değil, bugün üretim yapan hemen her kesimin ortak duygusunu yansıtıyor. Sanayici de, esnaf da, çiftçi de daha fazla borçlanmak değil, emeğinin karşılığını alabileceği sürdürülebilir bir ekonomik düzen istiyor.

Ancak burada önemli bir noktayı da gözden kaçırmamak gerekiyor. Son günlerde kafelerin, restoranların veya barların doluluğu üzerinden ekonominin canlı olduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Oysa rakamlar farklı bir gerçeği ortaya koyuyor.

Çanakkale'de kafe, restoran ve barların toplam kapasitesi il nüfusunun yaklaşık yüzde 3 ila 5'ine karşılık geliyor. Yani her 100 kişiden en fazla 3 ila 5 kişinin aynı anda bu işletmelerde bulunabileceği bir kapasiteden söz ediyoruz.

Bu nedenle işletmelerdeki hareketlilik üzerinden ekonominin tamamını değerlendirmek doğru olmaz. Mekânlardaki masaların dolu olması sanayicinin kredi yükünü hafifletmiyor, esnafın tahsilat sorununu çözmüyor, çiftçinin maliyetlerini düşürmüyor.

Ezine'de üreticinin, Biga'da sanayicinin, Çan'da esnafın sorduğu soru aslında aynı:

"Üreterek ayakta kalmaya çalışıyoruz ama bu maliyetlerle daha ne kadar devam edebileceğiz?"

Belki de bugün ekonominin en büyük problemi budur. İnsanlar daha fazla destekten önce, üreterek yaşayabilecekleri bir düzen istiyor.

Ekonomi ise tam da o nefesi arıyor.