Eğitim-Bir-Sen Çanakkale Şube Başkanı Resul Can, tartışmanın “önlük taraftarlığı” ya da “önlük karşıtlığı” üzerinden yürütülmemesi gerektiğini belirterek, asıl ihtiyacın kamu çalışanlarının kıyafet özgürlüğü ile öğretmenlik mesleğinin saygınlığını birlikte gözeten kalıcı bir düzenleme olduğunu söyledi.
Eğitim-Bir-Sen Çanakkale Şube Başkanı Resul Can, yeni eğitim öğretim yılı öncesinde öğretmenlerin kılık kıyafetinden atama sorunlarına, ücretli öğretmenlikten okulların personel ve ödenek ihtiyacına kadar eğitim gündemini değerlendirdi.
Kılık kıyafet düzenlemesinin geçmişten gelen bir sorun olduğunu ifade eden Can, 12 Eylül 1980 sonrasında hazırlanan ve halen yürürlükte bulunan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliğin değiştirilmesi gerektiğini savundu. Yönetmeliğin çalışanların saç, sakal ve kıyafetlerine ilişkin ayrıntılı sınırlamalar getirdiğini belirten Can, Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’in 2013 yılında başlattığı sivil itaatsizlik eyleminin de bu kısıtlamalara karşı ortaya çıktığını hatırlattı.
Can, “Biz 2013 yılında hem başörtüsüne serbestlik sağlanması hem de çalışanların kravat ve sakal gibi konularda özgür olması amacıyla eylem kararı aldık. Bugün başörtüsü konusunda önemli bir serbestlik sağlandı. Ancak kılık kıyafet yönetmeliği halen yürürlükte. Biz bu yönetmeliğin komple değiştirilmesini istiyoruz” dedi.
“Öğretmen öğrencinin rol modelidir”
Öğretmenlerin öğrenciler açısından yalnızca ders anlatan kişiler olmadığını vurgulayan Can, çocukların özellikle gelişim çağında öğretmenlerini örnek aldığını belirtti.
Can, “Öğretmen bir modeldir, örnektir. Çocukların gelişim çağında örnek aldığı bir kişiliktir. Giyimiyle, kuşamıyla ve davranışlarıyla öğrenci üzerinde etkisi vardır. Bu nedenle öğretmenlerden mesleğin vakarına, saygınlığına ve kamu hizmetinin gereklerine uygun davranmaları beklenir” diye konuştu.
Son dönemde bazı eğitim kurumlarıyla ilişkilendirilen görüntülerin ve sosyal medya paylaşımlarının toplumda tepki oluşturduğuna dikkat çeken Can, birkaç kişinin davranışından hareketle bütün öğretmenlerin aynı kefeye konulmaması gerektiğini söyledi.
“Bir milyondan fazla öğretmenin bulunduğu bir sistemden söz ediyoruz. Üç-beş kişinin yaptığı aşırılık üzerinden bütün öğretmenleri değerlendiremeyiz” diyen Can, öğretmenlerin kişisel özgürlükleri ile mesleki sorumlulukları arasında dengeli bir yaklaşım gerektiğini ifade etti.
“Mesele önlük giymek değil”
Bakanlığın önlük uygulamasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Can, uygulamanın doğrudan bir baskı aracı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Can, “Biz bu meseleyi önlük taraftarlığı veya önlük karşıtlığı gibi sığ bir zeminde tartışmayı doğru bulmuyoruz. Mesele önlük giymek değil. Asıl mesele, aşırılıkların önlenmesi, öğretmenin duruşuna ve vakarına uygun şekilde örnek bir rol model olmasıdır” ifadelerini kullandı.
Önlük uygulamasının öğretmenlerin tamamına yönelik bir zorunluluk ve baskıya dönüşmemesi gerektiğini belirten Can, “Önlük giymeyen ancak mesleğin saygınlığını, öğrencilerine örnek olma sorumluluğunu, kamu hizmetinin ciddiyetini ve toplumsal hassasiyetleri gözeten öğretmenlerle bir problem olacağını düşünmüyorum. Kaygımız, giyim kuşamı düzenlemek adına sorumluluk sahibi öğretmenleri de rencide edecek uygulamalara gidilmesi” dedi.
Can, kalıcı çözümün Kamu Personeli Danışma Kurulunda sosyal tarafların katılımıyla sağlanması gerektiğini vurgulayarak, “Önlük uygulaması üzerinden gerilim üretilmesine fırsat verilmemeli. Konu KPDK’da ele alınmalı ve bütün kamu görevlilerini kapsayan, çalışanların özgürlüğünü, toplumun değerlerini ve kamu hizmetinin gereklerini birlikte gözeten kalıcı bir düzenleme yapılmalı” çağrısında bulundu.
“Ücretli öğretmenlik diye bir sistem olmamalı”
Eğitimdeki bir diğer temel sorunun öğretmen açığı ve ücretli öğretmenlik olduğunu belirten Can, eğitim hizmetinin kadrolu öğretmenler eliyle yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Can, “Eğitimde ücretli öğretmenlik diye bir şey olmamalı. Herkes kadrolu olmak zorunda. Eğitimde niteliğin artırılması, okullar ve bölgeler arasındaki farkın azaltılması ve sınıflarda öğretmen açığının giderilmesi buna bağlı” dedi.
Öğretmen ihtiyacı bulunmasına rağmen yeterli atama yapılmadığını savunan Can, bazı bölgelerde öğretmen açığı yaşanırken bazı bölgelerde norm fazlası öğretmenlerin bulunduğuna dikkat çekti.
Çanakkale’de de özellikle özür grubu ve aile birliği kapsamında yapılan atamalar sonrasında norm fazlası öğretmen sorunu yaşandığını belirten Can, “Çanakkale’de yaklaşık 1.100-1.200 norm fazlası öğretmenden söz ediliyor. Bu öğretmenlerin bir kısmı aile bütünlüğü veya sağlık gibi gerekçelerle buraya geldi. Onlar da haklı. Ancak doğuda öğretmen açığı bulunuyor. Bu tabloya bütüncül bir çözüm gerekiyor” diye konuştu.
Can, öğretmenlerin ihtiyaç bulunan bölgelere yönlendirilmesinde zorunlu ve resen görevlendirme yerine teşvik mekanizmalarının kullanılması gerektiğini söyledi.
“Doğuda çalışmayı cazip hale getirmek gerekiyor. İhtiyaç olan bölgelerde maaş ve sosyal haklar açısından farklı teşvikler uygulanabilir. Aksi halde bir tarafta norm fazlası, diğer tarafta öğretmen açığı sorunu devam eder” ifadelerini kullandı.
“Mülakatlar adalet duygusunu zedeliyor”
Öğretmen atamalarında mülakat uygulamasına da karşı olduklarını belirten Can, sözlü değerlendirmelerin adaylarda adalet duygusunu zedeleyebildiğini söyledi.
Can, “Mülakat yaptığınızda adayın ‘Beni neye göre değerlendirdiniz?’ sorusuna yol açıyorsunuz. Ucu açık bir mülakat sistemi adalet duygusunu sarsıyor. Biz mülakata karşıyız” dedi.
Milli Eğitim Akademilerinin ise sistemin yeni bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Can, akademilerin üniversitelerde verilen eğitimin yetersiz olduğu anlamına gelmediğini ifade etti.
“Buradaki amaç, öğretmen adaylarının Milli Eğitim Bakanlığının işleyişi, eğitim sistemi ve kurumların çalışma biçimi konusunda ortak bir eğitimden geçirilmesi. Sistem artık bu şekilde işleyecek” diyen Can, sözleşmeli öğretmenliğin kaldırılması ve öğretmenlerin mali ve özlük haklarının iyileştirilmesi gerektiğini de dile getirdi.
“Okulların kendi bütçesi olmalı”
Okulların en önemli sorunlarından birinin de doğrudan ödenek yetersizliği olduğunu belirten Can, eğitim kurumlarının günlük ihtiyaçlarının okul aile birliklerinden yapılan bağışlarla karşılanmasının doğru olmadığını söyledi.
Can, “Okullara doğrudan ödenek tahsis edilmeli. Özellikle ilkokul ve okul öncesi kurumların bu konuda ciddi ihtiyaçları bulunuyor. Laboratuvar, yabancı dil sınıfı, bilgisayar sınıfı ve ders kitabı dışındaki eğitim materyallerinin yanı sıra temizlik, bakım, internet, kırtasiye ve sosyal faaliyet gibi giderler var” dedi.
Okul aile birlikleri üzerinden toplanan bağışların bu ihtiyaçları karşılamak için kullanıldığını belirten Can, çözümün velilerden para toplamak değil, okulların ihtiyaçlarını karşılayacak kurumsal bütçe oluşturmak olduğunu söyledi.
“Biz aidata karşıyız. Okullara para verilmesini değil, okulların ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanmasını istiyoruz” ifadelerini kullanan Can, velilerden zorunlu şekilde para veya malzeme talep edilmesinin de doğru olmadığını vurguladı.
“Hizmetli ve güvenlik personeli kadrolu olmalı”
Okulların temizlik, güvenlik ve yardımcı personel ihtiyacının da kalıcı biçimde çözülmesi gerektiğini belirten Can, İşgücü Uyum Programı gibi geçici istihdam modellerinin uzun vadeli çözüm olmadığını söyledi.
Can, “Milli Eğitim Bakanlığının kendi hizmetlisini ve güvenlik görevlisini kendisinin ataması gerekiyor. Geçici istihdam projeleriyle bu ihtiyaç sürekli karşılanamaz” dedi.
Geçmişte okul çalışanlarının uzun yıllar aynı kurumda görev yaptığını ve öğrencilerle güçlü bağlar kurduğunu hatırlatan Can, okulların sürekli personel değişikliği yerine kalıcı çalışanlara sahip olması gerektiğini ifade etti.
Güvenlik sorununun yalnızca okullara personel alınarak çözülemeyeceğini de belirten Can, çocukların aileden başlayarak doğru değerlerle yetiştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
“Öğretmene yönelik şiddet, öğrencilerin öğretmenlerine karşı tutumu ve okullardaki güvenlik sorunları yalnızca okul içinde çözülemez. Eğitim ailede başlıyor. Çocukların öğretmene ve eğitime bakışının yeniden güçlendirilmesi gerekiyor” diye konuştu.
“Öğretmenlerin sosyal medya kullanımı da sorumluluk gerektiriyor”
Can, öğretmenlerin sosyal medya kullanımına ilişkin de dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Öğrencilerin görüntülerinin öğretmenlerin kişisel sosyal medya hesaplarında paylaşılmasının doğru olmadığını belirten Can, çocukların görüntülerinin paylaşılması konusunda ailelerin rızasının esas alınması gerektiğini söyledi.
Öğretmenlerin sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlarda da mesleğin saygınlığının gözetilmesi gerektiğini belirten Can, “Öğretmenin kişisel hayatı elbette var. Ancak öğrenciyle ilgili paylaşımlarda çok daha dikkatli olunması gerekiyor. Çocuğun görüntüsünü paylaşmak, özellikle kişisel hesaplarda, rıza ve mahremiyet açısından ciddi bir sorumluluk” dedi.
“Eğitim çalışanlarının hakları iyileştirilmeli”
Eğitim çalışanlarının ekonomik ve özlük haklarına ilişkin taleplerini de sıralayan Can; ek ders ücretlerinin artırılması, birinci dereceye düşen memurlara 3600 ek gösterge verilmesi ve kariyer basamaklarında hizmet sürelerinin daha geniş biçimde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Can ayrıca eğitim öğretim yılına hazırlık ödeneğinin yalnızca öğretmenlere değil, Milli Eğitim Bakanlığında görev yapan diğer çalışanlara da verilmesini talep etti.
“Genel idari hizmetler, teknik hizmetler ve yardımcı hizmetler sınıfında çalışan arkadaşlarımız da eğitim sisteminin bir parçası. Eğitim öğretim yılı hazırlık ödeneğinden onların da yararlanması gerekiyor” dedi.
Yeni eğitim öğretim yılı öncesinde okulların personel, temizlik ve donanım ihtiyaçlarının eksiksiz karşılanmasının önemine dikkat çeken Can, Çanakkale’de bu konuda ciddi bir sorun yaşanmasını beklemediğini de ifade etti.
Can, “Eğitim öğretim yılının öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, velilerimiz ve eğitim çalışanlarımız açısından başarılı, huzurlu ve sorunların yaşanmadığı bir yıl olmasını diliyorum” sözleriyle değerlendirmelerini tamamladı.
Haber: Süha Parmaksız - Esra Nur Çay