DİYARBAKIR DA BİZİM, KIRŞEHİR DE BİZİM...


Türkiye yaklaşık kırk yıldır terörle mücadele eden bir ülke.
Bu süreçte binlerce şehit verildi. Ocaklar söndü, anneler ağladı, çocuklar yetim kaldı. Devlet bazen sert güvenlik politikaları uyguladı, bazen demokratik açılımlar yaptı. “Akan kan dursun” diye çözüm süreçleri yürütüldü, siyasi riskler alındı, toplumun hassasiyetleri zorlandı. Çünkü herkesin ortak arzusu aynıydı: Bu ülkede huzurun kalıcı olması.
Fakat ne zaman Türkiye normalleşmeye yaklaşsa, birileri yine aynı dili kullanarak eski yaraları kaşımaya devam ediyor.
İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan’ın yaptığı açıklamalar da tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Devletin yıllardır risk aldığını, toplumsal huzur için birçok adım attığını ifade eden Turan, aynı hassasiyetin karşı taraftan da beklenmesinin en doğal hak olduğunu söylüyor.
Özellikle “Amedspor Kürdistan takımıdır” söylemine gösterdiği tepki, aslında toplumun geniş kesimindeki rahatsızlığın özeti niteliğinde. Turan’ın şu sözleri son derece dikkat çekici:
“Diyarbakır Kürdistan kentiyse, Kırşehir nere kenti?”
Aslında mesele tam da burada düğümleniyor.
Çünkü Diyarbakır da bizimdir, Kırşehir de bizimdir, Çanakkale de bizimdir, Hakkari de bizimdir, Trabzon da bizimdir, İzmir de bizimdir.
Bu ülkenin hiçbir şehri başka bir hayalin, başka bir siyasi projenin ya da ayrıştırıcı bir dilin parçası yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin 81 ili de aynı bayrağın altında, aynı devletin eşit ve onurlu parçalarıdır.
Bülent Turan’ın en önemli vurgularından biri ise şu oldu:
“Dağdaki silahtan önce dildeki silahın bırakılması lazım.”
Gerçekten de öyle;
Dağdaki terörü bitirmek bazen güvenlik operasyonlarıyla mümkündür. Ama insanların zihnine yerleşmiş ayrıştırıcı dili değiştirmek çok daha zordur. Çünkü mesele artık sadece silah değil; toplumun ortak aidiyet duygusunu hedef alan söylemlerdir.
Bugün Türkiye’nin etrafı adeta ateş çemberi,
Suriye kaynıyor, Orta Doğu’da dengeler sürekli değişiyor, Küresel krizler her geçen gün büyüyor.
Türkiye bir yandan ekonomik mücadele verirken, diğer yandan sınır güvenliği ve terör tehdidiyle uğraşıyor. Böylesine kritik bir dönemde hâlâ “ağız alışkanlığı” bahanesiyle toplumu tahrik eden söylemler kullanılması, vatandaşın sabrını taşırıyor.
Kimse kusura bakmasın!
Bu millet artık aynı filmi izlemek istemiyor. Çünkü yıllardır aynı yöntem uygulanıyor: Önce toplumu geren açıklamalar yapılıyor, sonra “yanlış anlaşıldım” deniliyor. Ardından mağduriyet dili devreye giriyor.
Ama olan yine bu ülkenin huzuruna oluyor.
Üstelik Ahmet Türk, bu devletin defalarca müsamaha gösterdiği isimlerden biri oldu. Sağlık gerekçeleriyle tahliyeler yaşandı, siyasette kalabilmesi için demokratik alan açıldı. Buna rağmen hâlâ ayrıştırıcı ifadeler kullanılması toplumda doğal olarak tepki oluşturuyor.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta daha var;
Bülent Turan konuşmasında çok kritik bir yaklaşım ortaya koyuyor. İstenirse herkesin çok sert, çok kışkırtıcı bir dil kullanabileceğini ama bunun kimseye fayda getirmeyeceğini ifade ediyor. “Biz de oturur milliyetçi söylemlerle bağırır çağırırız ama doğru olan bu değil” diyerek aslında sağduyu çağrısı yapıyor.
İşte tam da ihtiyaç duyulan yaklaşım budur.
Çünkü bu milletin Türkü de Kürdü de aynı sofraya oturuyor, aynı ezanı dinliyor, aynı bayrağın altında yaşıyor, aynı acıda gözyaşı döküyor.
Sokaktaki vatandaş artık kavga değil huzur istiyor. Çocuklarına güvenli bir gelecek bırakmak istiyor. Kimlik tartışmalarının değil; ekonominin, yatırımların, kalkınmanın konuşulduğu güçlü bir Türkiye görmek istiyor.
Fakat ne zaman toplum biraz nefes alsa, birileri yeniden kimlik siyaseti üzerinden gerilim üretmeye çalışıyor.
Artık bu ülkenin insanı şunu çok net görüyor,
Silahlı terör nasıl bu ülkeye zarar verdiyse, dildeki ayrıştırıcı terör de bu ülkenin kardeşliğine zarar veriyor.
Türkiye Cumhuriyeti bir bütündür.
Bu bütünlüğü hedef alan ister silahla ister söylemle olsun, milletin vicdanında karşılık bulamaz.
Çünkü insanlar artık ayrışmak değil güçlenmek istiyor. Kavga değil istikrar istiyor. Kimlik çatışmaları değil ortak gelecek görmek istiyor.
Yeter artık…
Bu milletin acılarıyla, kardeşliğiyle ve birliğiyle siyaset yapmayı bırakın.