Bu tespiti uzaktan yapmadım.
Ne bir konferans salonunda ne de akademik bir metinde okudum.
Üretimin tam ortasında, fabrikanın kalbinde, organize sanayi bölgelerinde dinledim.
Her kapıdan, her toplantıdan, her atölyeden aynı cümle çıktı:
“İş var ama çalışacak yetişmiş eleman yok.”
Aynı anda başka bir gerçek daha var.
İş arayan, umutsuzluğa sürüklenen; diploması olduğu hâlde hayata tutunamayan binlerce genç.
İşte Türkiye’nin asıl çelişkisi tam olarak burada duruyor.
Sorun yalnızca işsizlik değil.
Sorun, mesleksizlik.
Yıllardır gençlerimize tek bir başarı hikâyesi anlatıldı:
Üniversiteye gidersen kurtulursun.
Oysa bugün geldiğimiz noktada bu hikâye artık işlemiyor.
Sanayi büyüyor, teknoloji gelişiyor, üretim artıyor.
Ama o makinelerin başında duracak, süreci yönetecek, işin ruhunu bilen insan sayısı yetersiz.
Bunu saklamanın, makyajlamanın anlamı yok.
Mesleki eğitim Türkiye’de uzun süre “ikinci sınıf” bir seçenek gibi görüldü.
Ne yazık ki bu bakış açısının bedelini bugün hep birlikte ödüyoruz.
Oysa güçlü ülkeler bu işi çoktan çözmüş durumda.
Genç, daha okuldayken üretimin bir parçası oluyor.
Mezun olduğunda iş aramıyor; iş onu bekliyor.
Bizde ise genç, okuldan çıkınca hayata sıfırdan başlıyor.
Burada açık konuşmak gerekiyor:
Mesleki eğitim sadece Millî Eğitim’in konusu değildir.
Bu; sanayinin, istihdamın, sosyal dengenin ve hatta millî güvenliğin konusudur.
Organize sanayi bölgeleriyle meslek liseleri ve meslek yüksekokulları yan yana olmalıdır.
Ezine Gıda İhtisas OSB’de,
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ile iş birliği çerçevesinde
Ezine MYO’da ilave bölüm ve programların açılmasını sağlayarak 3+1 eğitim sistemine geçildi.
Ezine Gıda İhtisas OSB Meslek Yüksekokulu olarak isim değişikliği yapıldı.
Mesleki eğitim için ise Millî Eğitim İl Müdürlüğü ile protokol imzalanarak ücretsiz yer tahsisi edildi.
Elbette bunlar, yeni kurulan bir organize sanayi bölgesi için ilk adımlardı.
Eğitim; sınıfta değil, sahada şekillenmeli.
Öğrenci stajyer gibi değil, gerçek bir çalışan disipliniyle yetişmeli.
Bir başka önemli mesele de algı meselesi.
Aileler hâlâ çocuklarını “okumazsan başarısız olursun” korkusuyla yönlendiriyor.
Oysa bugün iyi bir kaynak ustası, iyi bir CNC operatörü, iyi bir tekniker;
pek çok masa başı işten daha güvenceli bir geleceğe sahip.
Bu gerçeği konuşmadan yol alamayız.
Mesleki eğitim teşvik edilmelidir.
Sözle değil, gerçekten.
Bursla, istihdam garantisiyle, sosyal destekle.
Çünkü mesleki eğitim aynı zamanda sosyal adalettir.
Bir gencin hayata tutunma imkânıdır.
Alın terinin yeniden değer kazanmasıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı;
diplomalı işsizler ordusu değil,
üreten, özgüveni olan, işinin hakkını veren bir gençliktir.
Bugün atılacak adımlar, yarının sanayisini ve toplumsal huzurunu belirleyecek.
Gecikmenin mazereti yok.
Bu mesele ideolojik değil, hayatidir.
Ve artık ertelenemez.