Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden tam 1 hafta geçti. Hala arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. Aradan saatler geçmesine rağmen sağ çıkabilenler oldu mucizelere tanıklık ettik. Çok fazla can kaybı var ve içimizdeki yangın sönmüyor. Nasıl toparlarız neler yaşarız bilemiyorum. Ülke olarak yüzyılın en büyük felaketini yaşadık ve hepimiz zor günler geçiriyoruz. Her ne kadar orada olanlar kadar etkilenmediğimizi düşünsek de birçoğumuz elinden bir şey gelmediği için çok üzgün ve kaygılı. Özellikle dolaylı olarak travma yaşayanlardan, deprem bölgesindeki insanların zorlu yaşam koşullarını düşünerek, kendisi sıcacık yatağında olduğu için suçlu hissederek uyuyamayanlardan, içtiği bir bardak çaydan utananlardan, televizyonlarda, sosyal medyada haberlerin başından ayrılamayanlardan bahsetmek istiyorum.
Depremi hissetmemesine rağmen yalnızca iletişim araçlarından takip eden birçok kişide de travma sonrası stres bozukluğu görülebiliyor. Dolayısıyla depremin yaşanabilme olasılığı bile psikolojimize zarar verebiliyor. Deprem gibi felaketler ardından bu olayı doğrudan ya da dolaylı olarak yaşayan herkes ruhsal açıdan etkilenir. Birçoğumuz deprem görüntüleri nedeniyle uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte zorluk çekebiliyoruz. Enkaz altında kalan ve kurtarılamayan insanların sayısı arttıkça toplumsal öfkenin daha da artacağını tahmin etmek mümkün. Özellikle üzüntü, çaresizlik, hayal kırıklığı, haksızlık, yetersizlik, değersizlik gibi duygular biriktikçe bir süre sonra öfke olarak patlar.
Hepimiz aynı duyguları yaşıyoruz hepimiz aynı gemideyiz unutmayın. Bu durum birlik ve beraberliğin böyle bir dönemde her zamankinden bile daha önemli olduğunu bize hatırlatıyor. Bu süreçte yas tutmamız çok normal ancak yas, mücadele etmenizi, ayakta kalmanızı engellememelidir. Bu süreçte depremzedelerin bizlere daha çok ihtiyacı olacak çünkü. Bu nedenle kendi fiziksel ve ruhsal sağlığınızı ihmal etmeyin.