Yaşam

Çanakkale’yi Cepheden Değil, İnsanların Yaralarından Okudu

Hülya Hacıhamzaoğlu, Harb-i Aşk Çanakkale romanında Çanakkale Savaşı’nı yalnızca cephede yaşanan çatışmalar üzerinden değil, savaşın ardından hayatta kalan insanların yaşadığı korku, kayıp ve ruhsal mücadeleler üzerinden ele alıyor.

Çanakkale Savaşı denildiğinde kamuoyunda çoğunlukla cephede yaşanan mücadele, zafer ve kahramanlık hikâyeleri öne çıkıyor. Hacıhamzaoğlu ise romanında savaşın sona ermesiyle mücadelenin bitmediğine dikkat çekiyor. Eserde, savaşın insanların bedenlerinde ve ruhlarında bıraktığı izler ile kayıpların ardından hayata devam etme çabası işleniyor.

Romanın isminde yer alan “harp” ve “aşk” kavramları da eserin temel unsurları arasında bulunuyor. Hacıhamzaoğlu, bu iki kavramı bir araya getirirken yalnızca bir kelime oyununa başvurmadığını, aşkın beraberinde getirdiği mücadeleye ve savaşın insan ilişkileri üzerindeki etkilerine dikkat çekmeyi amaçladığını ifade ediyor.

“Aslında burada bir kelime oyunu kurmak istedim ve bu ikiliye tüm kalbimle inandım” diyen Hacıhamzaoğlu, kitabın kapağında da Çanakkale’ye ait simgelere yer verdiğini belirtiyor. “Saat Kulesi, meydandaki topu simgeleyen görüntü ve Çanakkale’nin ilçesi Çan’daki manolya çiçeği, romanın görsel dünyasını oluşturuyor.”

Bir aile hafızasından kitap sayfalarına

Hülya Hacıhamzaoğlu’nun Çanakkale Savaşı’na yönelik ilgisinin temelinde, ailesinden dinlediği savaş hikâyeleri yer alıyor. Mübadele torunu olan annesinden aktarılan anlatılar, Hacıhamzaoğlu’nun savaşın insan hayatında bıraktığı izlere yönelik ilgisinin oluşmasında etkili oldu.

Romanın çıkış noktasını anlatan Hacıhamzaoğlu, “Harpler oluyor ve bir şekilde sonlanıyor. Halbuki harpten geriye kalanların duygu karmaşası, hayatta kalabilme gayreti, ruhlarındaki tesiri anlamaya itti beni” ifadelerini kullandı. Hacıhamzaoğlu, özellikle ailesinde savaşın izlerini taşıyan büyük dedesinin yaşadığı buhranların yazım sürecini etkilediğini belirtti.

“İnsan, sevildiği ve görüldüğü an kendinden şahane kendilikler çıkarabilir”

Romanın merkezinde, aynı şehirden iki askerin kesişen hayatları yer alıyor. Halid Rauf ve Ahmed Zahid karakterleri üzerinden savaşın ardından hayata devam etme mücadelesi anlatılıyor.

Hülya Hacıhamzaoğlu, Halid Rauf karakterini babasına, Ahmed Zahid karakterini ise eşine ithaf ettiğini belirtti. Romanda Halid Rauf’un yazma yeteneğini keşfetme süreci aktarılırken, Ahmed Zahid’in savaşta yaşadığı bedensel hasarın ardından yaşamını sürdürme ve hayata yeniden tutunma mücadelesi işleniyor.

Hacıhamzaoğlu, iki karakter üzerinden sevgi ve değer görmenin insanın kendisini yeniden inşa etmesindeki rolüne dikkat çekerek, “İnsan, muhteşem bir varlık. İnandığı, sevildiği ve görüldüğü an kendinden şahane kendilikleri ortaya çıkarabilir” ifadelerini kullandı.

“Hikâye tam da bu”

Çanakkale Savaşı üzerine bugüne kadar çok sayıda eser kaleme alınmasına karşın, Harb-i Aşk Çanakkale’de savaşın kendisinden ziyade savaşın insan hayatında oluşturduğu sonuçlar ele alınıyor.

Hacıhamzaoğlu, romanın temelini “Ne yaptılar? Nasıl hasar aldılar? Bu durumla ne şekilde başa çıkabildiler? Çıkabildiler mi?” sorularının oluşturduğunu belirtti. Savaş sonrasında hayatta kalan insanların yaşadığı fiziksel ve ruhsal süreçlerin yanı sıra, “gazi” olarak kabul edilen ve toplumda yüceltilen kişiler ile savaşın yarattığı yıkıma farklı tepkiler veren insanların yaşadıkları da eserde yer buluyor.

Tarihin yazmadığı insanların hikâyesi

Roman, büyük tarih anlatılarının dışında kalan insanların yaşamlarına da odaklanıyor. Hacıhamzaoğlu, tarih kitaplarında yer almayan kişilerin de kendi hayatları içerisinde önemli hikâyeler barındırdığını belirtti.

“Her insanın kendinde imzaladığı antlaşmaları, birilerinin ellerine verdiği kapitülasyonları var” ifadelerini kullanan Hacıhamzaoğlu, yazarın ve sanatın işlevini ise “fark edilemeyeni fark etmek” şeklinde tanımladı.

Hacıhamzaoğlu, edebiyatın önemli işlevlerinden birinin de “Sizin tanışmaya fırsat bulamadığınız veyahut kısıtlı hayatımızda denk gelme olasılığımızın çok düşük olduğu insanları, sizin ayağınıza getirmek” olduğunu ifade etti.

“Bu roman sadece bir roman”

Hacıhamzaoğlu, romanda tarihsel gerçeklik ile kurgunun birlikte işlendiğini belirtti. Ailesinden dinlediği, büyük dedesinin yaşadığı buhranı romana aktarırken dönemin toplumsal koşullarının genç erkeklere yüklediği sorumluluklara da yer verdi.

Romanda henüz “Atatürk” olarak anılmayan Mustafa Kemal’in, Halid Rauf karakteriyle karşılaştırılmasının da kurgu kapsamında değerlendirildiğini belirten Hacıhamzaoğlu, tarihsel kişiliklere yer verirken taşıdığı sorumluluğun farkında olduğunu ifade etti.

Hacıhamzaoğlu, Harb-i Aşk Çanakkale’nin tarihsel bir belge veya belgesel niteliğinde değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu roman sadece bir romandı. Belgesel niteliği taşımıyor” dedi.

İlk eser desteğiyle devam eden yolculuk

Harb-i Aşk Çanakkale, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın EDES Projesi kapsamında “İlk Eser Desteği”ne layık görüldü. Hacıhamzaoğlu, söz konusu desteğin yazarlık yolculuğunun başlangıcında kendisi için önemli bir kazanım olduğunu ifade etti.

Yayınevi sahibi ve editörü Ünsal Ünlü’nün de desteğin önemine dikkat çektiğini aktaran Hacıhamzaoğlu, eserin kurul tarafından desteklenmesinin kendisi açısından değerli olduğunu belirtti.

Hacıhamzaoğlu, Harb-i Aşk Çanakkale’nin ardından ikinci romanı üzerinde çalışmaya başladığını ve ilk kitabın devamı için de hazırlık yaptığını söyledi.