Çanakkale’ye Köprü Geldi, Fabrikalar Geliyor… Peki Yetişmiş Eleman Nerede?

İlk yazımda Türkiye’nin mesleki eğitim gerçeğini ele almıştım.
Bugün aynı meseleyi, biraz daha yakından, Çanakkale üzerinden konuşmak istiyorum.
Çünkü Çanakkale sadece tarihiyle değil; sanayi, lojistik ve üretim potansiyeliyle de önümüzdeki yıllarda çok daha farklı bir noktaya gidebilecek bir şehir.
Bunu görmek için uzağa bakmaya gerek yok.
Bugün Çanakkale’de faal olan organize sanayi bölgeleri ve planlanan yeni sanayi alanları, üretimin giderek büyüdüğünü açıkça gösteriyor. Gıda, seramik, metal, enerji, tarım sanayisi ve yan sektörlerde ciddi bir istihdam potansiyeli var.
Ancak burada da aynı sorunla karşılaşıyoruz:
Yatırım var.
Niyet var.
Alan var.
Ama yetişmiş eleman her zaman yeterli değil.
Tam bu noktada Çanakkale için çok kritik bir avantajdan söz etmek gerekiyor:
1915 Çanakkale Köprüsü.
Bu köprü yalnızca iki yakayı birbirine bağlamadı.
Sanayi, lojistik ve ticaret açısından Çanakkale’yi bambaşka bir lige taşıdı.
Artık Çanakkale;
– Marmara sanayisine daha yakın,
– Ege ile daha entegre,
– Lojistik açıdan çok daha cazip bir merkez.
Bu ne demek?
Yeni yatırımlar gelecek.
Yeni üretim alanları açılacak.
Yeni iş kolları oluşacak.
Ama ortada çok basit ve hayati bir soru duruyor:
Bu işlerde kim çalışacak?
Eğer bugünden mesleki eğitimi güçlendirmezsek, yarın Çanakkale’de açılan işler başka şehirlerden gelen elemanlarla dolacak. Bu da yerel gençliğin yine kenarda kalması demek.
Ama mesele sadece büyük fabrikalar, organize sanayi bölgeleri ya da dev yatırımlar da değil.
Çanakkale’nin asıl üretim omurgalarından biri, küçük sanayi siteleridir.
Bugün oto tamircisi bulmak zor.
Usta demirci bulmak zor.
Mobilyacı, elektrikçi, kaynakçı, tornacı bulmak zor.
Sanayide dükkân var…
İş var…
Ama işi yapacak usta yetişmiyor.
Bu tablo bize şunu açıkça gösteriyor:
Toplum olarak “meslek sahibi olmayı” geri plana itmiş durumdayız. Herkesi masa başı işe yönlendirirken, altın bilezik dediğimiz zanaatları gözden çıkardık.
Oysa bir oto ustasının, iyi bir mobilyacının, işini bilen bir elektrikçinin bugün bu ülkede aç kalması mümkün değil.
Mesleki eğitim sadece diploma üretmek için değil; hayat kazandırmak için vardır.
Gençlerimize şunu tekrar anlatmalıyız:
Her iş kıymetlidir.
Her emek değerlidir.
Ve alın teriyle kazanılan para, en temiz kazançtır.
Oysa yapılabilecekler çok net.
Çanakkale’de meslek liseleri ve meslek yüksekokulları, organize sanayi bölgeleriyle ve küçük sanayi siteleriyle doğrudan ilişkilendirilmeli. Hangi sanayi kolu güçleniyorsa, eğitim planı da oraya göre yapılmalı.
Genç mezun olduğunda “Acaba iş bulur muyum?” diye düşünmemeli.
Hangi hatta, hangi fabrikada, hangi atölyede çalışacağını bilmeli.
Belediyeler, sanayi odaları, OSB yönetimleri, küçük sanayi site yönetimleri ve eğitim kurumları aynı masaya oturmalı. Bu mesele tek bir kurumun altından kalkabileceği bir konu değil.
Bir başka önemli nokta da şu:
Çanakkale, genç nüfusunu başka şehirlere gönderen değil; gençlerini burada tutan bir şehir olmalı.
Bu da ancak nitelikli iş ve gerçek bir gelecek umuduyla olur.
Mesleki eğitim bu yüzden sadece bir e8ğitim başlığı değildir.
Aynı zamanda bir şehir politikasıdır.
Çanakkale’nin tarihi bize şunu öğretir:
Bu topraklar, sorumluluk alanların ve zamanında doğru adımı atanların kazandığı yerlerdir.
Bugün de benzer bir eşikteyiz.
Ya mesleki eğitimi ciddiye alıp üretimle buluşturacağız…
Ya da fırsatlar gelirken biz seyirci kalacağız.
Benim tercihim belli.
Üreten, çalışan, emeğiyle ayakta duran bir Çanakkale mümkün.
Yeter ki bunu isteyelim.
Ve gereğini yapalım.