ÇANAKKALE’NİN İNCE ÇİZGİSİ

Ben, geleneklerimi koruyarak seküler bir hayatın içinde büyüdüm. Ancak aile değerlerimi, kültürel köklerimi ve doğup büyüdüğüm topraklara duyduğum sorumluluğu hiç kaybetmedim. Zaten Çanakkale’de büyümek insana bu dengeyi kendiliğinden öğretir.

Bu şehir, insana hem özgürlüğü hem de değerlerine bağlı kalmayı aynı anda hissettirir. Çünkü ister seküler ister muhafazakâr olsun, bu şehirde yaşayan herkesin ortak paydası aile, kökler ve toplumsal huzurdur. İşte Çanakkale’yi farklı ve özel kılan da tam olarak bu dengedir.

Çanakkale’nin kendine özgü bir sosyolojik yapısı ve yıllardır koruduğu bir dengesi vardır.

Burası ne İstanbul’dur ne de büyük şehirlerin kozmopolit karmaşasıdır.

Bu şehir, dışarıdan gelen her kültüre saygı duyar; ancak kendi ruhunu ve sakin düzenini korumayı da bilir.

Aslında Çanakkale’nin bu yapısı, yalnızca şehir merkezine ait değildir.

Ezine’den-Ayvacık’a Bayramiç’ten-Yenice’ye Lapseki’den-Gelibolu’ya, Biga’dan-Çan’a Bozcaada’dan-Gökçeada’ya kadar her ilçesi, her köyü bu ortak kültürün bir parçasıdır.

Her köşesinde aynı sakinlik, aynı özgürlük anlayışı, aynı toplumsal saygı havası vardır.

Bu şehir topyekûn bir ruha sahiptir;

bu ruh bozulduğunda, sadece merkez değil, bütün Çanakkale zarar görür.

Farklı şehirlerden, farklı kültürlerden gelip Çanakkale’de yeni bir düzen kurmak elbette kolay değildir.

Bir yandan hayat mücadelesi vermeye çalışırsın; diğer yandan çocuklarının bu kültürün içinde senden daha hızlı değiştiğini görürsün.

İnsan, kendi geçmişiyle evlatlarının geleceği arasında sessiz ama gerçek bir sınavdan geçer.

Üstelik modern dünyanın hızı öyle arttı ki; insan bazen kendi inançlarıyla, değerleriyle, hatta karakteriyle bile sınanıyor. Bu hız, kişiyi kendi içindeki aynayla yüzleştiriyor. İşte tam da burada, özgürlüğü taşıyacak bir karaktere ve yönümüzü koruyacak bir iç pusulaya ihtiyaç duyarız.

Aslında bu hepimizin ortak hikâyesi:

Değişen dünyanın içinde kendimizi kaybetmeden, modern hayatla kendi kültürel değerlerimizi dengede tutabilmek.

Benim için en önemli konu şu:

Özgürlüğün içinde yaşarken bu şehrin tarihsel mirasının, kültürel dokusunun ve sosyal huzurunun aşınmasına izin vermemek.

Çanakkale’nin bugün ayakta duran dengesi bize bırakılmış bir emanet değil; korunmadığı anda kaybolacak kadar hassas ve geri dönüşü zor bir ince çizgidir.

Özgürlüğün içinde kimliğimizi, modernliğin içinde özümüzü korumak zorundayız.

Çünkü bu şehir, kendi ruhunu koruyabildiği sürece özgür kalır.

Kısacası;

Çanakkale bize özgürlüğü verir.

Ama o özgürlüğü ayakta tutmak, nerede durduğumuzla belli olur.