Uzmanlara göre Tarımsal üretim su varlığına göre yeniden planlanmalı, sulak alanlar korunmalı; çünkü su krizinin çözümü yalnızca daha fazla su bulmakta değil, mevcut suyu ve suyu üreten ekosistemlerin korunmasında yattığını ifade ettiler.

Çanakkale’de bilim insanları suyun geleceğini farklı yönleriyle masaya yatırıyor. ÇOMÜ’den Dr. Öğr. Üyesi Onur Sinan Türkmen, tarımsal üretimin bölgenin su varlığı ve ekolojik sınırları dikkate alınarak yeniden düşünülmesi gerektiğine dikkat çekerken, Prof. Dr. Ahmet Evren Erginal ise 22-24 Ekim’de gerçekleştirilecek “Türkiye’de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler” çalıştayıyla Çanakkale’de bilim insanları bir araya gelecek.

Dünyanın iklim değişikliğiyle mücadelesinde yeni bir döneme hazırlandığı, Türkiye’nin ise 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da COP31’e ev sahipliği yapacağı bir süreçte, Kuzey Ege’nin su geleceği Çanakkale’de farklı bilimsel perspektiflerle ele alınıyor.

İklim değişikliği artık yalnızca yağışların azalması ya da sıcaklıkların yükselmesi üzerinden okunmuyor. Değişen yağış rejimleri, artan sıcaklıklar, kuraklık, tarımsal üretimin su ihtiyacı ve insan faaliyetlerinin su kaynakları üzerindeki baskısı, su güvenliğini giderek daha kritik bir gündem haline getiriyor.

Çanakkale ise bu tartışmanın tam merkezinde yer alıyor. Boğazları, kıyıları, deltaları, lagünleri, gölleri ve tarımsal üretim alanlarıyla kent, suyun hem insan yaşamı hem tarım hem de doğal ekosistemler açısından ne kadar belirleyici olduğunu gösteren önemli bir coğrafya niteliğinde.

“Mavi altın”ın geleceği tartışılıyor

Geçtiğimiz günlerde Altınoluk’ta gerçekleştirilen söyleşide Kuzey Ege’de kuraklık ve su meselesi farklı yönleriyle ele alındı. Söyleşide, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Onur Sinan Türkmen, iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Kaleninsesi’ne ayrıca açıklamalarda bulunan Türkmen, değişen iklim koşullarının ürünlerin sıcaklık, yağış ve sulama ihtiyacıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, bölgenin su varlığına uygun ürün deseninin oluşturulması, kuru tarımın güçlendirilmesi, yerel ve dayanıklı çeşitlerin kullanılması, küçük üreticinin desteklenmesi ve kooperatifleşmenin öne çıkan başlıklar olduğunu ifade etti.

Türkmen’e göre Kuzey Ege’de su krizine yalnızca yeni su kaynakları arayarak yanıt vermek mümkün değil. Suyu üreten ekosistemlerin korunması, mevcut suyun daha dikkatli kullanılması ve tarımsal üretimin bölgenin ekolojik sınırlarına göre yeniden düşünülmesi gerekiyor.

Temiz ve içilebilir suyun giderek daha stratejik bir değer kazandığına dikkat çeken Türkmen, kömür, petrol, altın ve diğer yer altı kaynaklarının aksine suyun yaşamın doğrudan vazgeçilmez unsuru olduğunu vurguladı. Su kaynaklarının azalmasıyla birlikte gelecekte yalnızca ekonomik değil, toplumsal açıdan da ciddi sorunların ortaya çıkabileceğini belirtti.

Çanakkale’nin sulak alanları bilim insanlarının merceğinde

Su krizinin yalnızca tarım üzerinden okunamayacağını ortaya koyan bir diğer bilimsel buluşma ise ÇOMÜ ev sahipliğinde gerçekleştirilecek çalıştay olacak.

“Türkiye’de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler” temalı çalıştay, 22-24 Ekim 2026 tarihleri arasında Türkiye’nin farklı bölgelerindeki sulak alanları bilim insanlarıyla birlikte Çanakkale’de buluşturacak.

Çalıştayın Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Evren Erginal, Kaleninsesi’ne yaptığı açıklamada organizasyonun yalnızca akademik bir toplantı olmadığını vurguladı.

Erginal’a göre amaç, sulak alanların geleceğine ilişkin bilimsel bilginin karar alma süreçleriyle buluşturulması.

Çalıştay kapsamında göllerden deltalara, lagünlerden sedimentlere, biyoçeşitlilikten iklim değişikliğine kadar geniş bir alan ele alınacak. Toplam 38 bildirinin sunulacağı organizasyonda fiziki coğrafya, jeomorfoloji, ekoloji, biyoloji, sedimantoloji, jeokimya, uzaktan algılama ve yapay zekâ gibi farklı disiplinler aynı bilimsel zeminde buluşacak.

“Çanakkale, sulak alan araştırmaları için doğal laboratuvar”

Prof. Dr. Ahmet Evren Erginal, Çanakkale’nin sulak alanlar bakımından özel bir konuma sahip olduğunu belirterek, kentin farklı özelliklerdeki delta ve lagün sistemleriyle bilimsel araştırmalar için önemli bir alan sunduğunu ifade etti.

Kumkale Deltası, Çardak Lagünü, Kavak Deltası, Suvla Tuz Lagünü ve Gökçeada Lagünü gibi alanların farklı karakterleriyle kıyı ve sulak alan sistemlerinin işleyişini gözlemlemek açısından önemli olduğunu belirten Erginal, Çanakkale’nin bu nedenle yalnızca çalıştayın ev sahibi değil, aynı zamanda araştırmaların sahaya taşınabileceği doğal bir laboratuvar olduğunu söyledi.

Özellikle Kumkale Deltası’nın farklı habitatları bir arada barındırmasına dikkat çeken Erginal, sazlık, tuzcul bataklık, kumul, lagün, gölet ve akarsu sistemlerinin aynı coğrafyada bulunmasının bölgeyi bilimsel açıdan daha da değerli hale getirdiğini ifade etti.

Kumkale Deltası’nın farklı habitatları ve kuş yaşamı açısından taşıdığı önem Tarım ve Orman Bakanlığı’nın kayıtlarında da yer alıyor. Bakanlık, deltayı sazlık, tuzcul bataklık, kumul alanlar, lagünler, göletler ve akarsuların bir arada bulunduğu önemli bir sulak alan olarak tanımlıyor.

38 bildiriyle suya 38 farklı pencere açılacak

Çalıştayın en önemli özelliklerinden biri disiplinlerarası yapısı olacak.Erginal, sulak alanların yalnızca biyolojik çeşitlilik üzerinden ele alınması halinde büyük resmin görülemeyeceğine dikkat çekti. Programda iklim değişikliğinin yanı sıra kuraklık, sıcak hava dalgaları, ekstrem hava olayları, kıyı taşkınları ve gelecekteki iklim senaryoları da değerlendirilecek.

Bunun yanında sediment jeokimyası, ağır metaller, ekolojik risk, ötrofikasyon, polen kayıtları, klorofil bozunma ürünleri ve paleo-ekolojik çalışmalar üzerinden sulak alanların geçmişten bugüne geçirdiği değişimler incelenecek.

Biyolojik çeşitlilik başlığında ise göçmen kuşlar, yerli ve istilacı su kaplumbağaları, besin ağları ve habitat parçalanması gibi konular ele alınacak.

Bu çeşitlilik, sulak alanların yalnızca “su bulunan alanlar” olmadığını; iklim, ekoloji, biyolojik çeşitlilik, jeomorfoloji ve insan faaliyetlerinin birbirine bağlandığı karmaşık sistemler olduğunu da ortaya koyuyor.

Geçmişin izleri geleceğin yol haritasına dönüşecek

Çalıştayın dikkat çekici yönlerinden biri de sulak alanların geçmişi kayıt altında tutan doğal arşivler olarak ele alınması.

Prof. Dr. Erginal, sulak alan sedimentlerinin geçmiş çevresel değişimlere ilişkin önemli bilgiler taşıdığını belirterek, polenler, sediment kimyası, ağır metaller ve diğer göstergeler üzerinden geçmişte yaşanan çevresel değişimlerin okunabildiğini anlattı.

Manyas Gölü sedimentlerinde karasal vejetasyon ile göl içi üretkenlik değişimlerinin, Gala Gölü sedimentlerinde antropojenik izlerin, Anadolu polen kayıtlarında ise Antroposen döneminin doğal arşivlerinin inceleneceğini belirten Erginal, Aliağa Körfezi sedimentleri ile Erzurum Ovası sulak alanlarındaki iz metaller ve toksik element kaynaklı ekolojik risklerin de farklı çalışmalar kapsamında ele alınacağını söyledi.

Bu çalışmaların ortak noktası ise geçmişi anlamadan geleceği yönetmenin mümkün olmadığı düşüncesi.

Sulak alanların geçmişte nasıl değiştiğini bilmek, bugün karşı karşıya kalınan baskıları anlamak ve gelecekte hangi risklerin ortaya çıkabileceğini öngörmek açısından önemli bir bilimsel veri oluşturuyor.

Yapay zekâ sulak alanların geleceğini de izleyecek

Çiğ süt prim desteğinde ilave katsayı için şartlar ne oldu?
Çiğ süt prim desteğinde ilave katsayı için şartlar ne oldu?
İçeriği Görüntüle

Çalıştayda geleneksel bilimsel yöntemlerin yanı sıra yeni teknolojiler de masaya yatırılacak.

Coğrafi Bilgi Sistemleri, uzaktan algılama, büyük veri, karar destek sistemleri ve yapay zekâ uygulamalarının sulak alanların izlenmesi ve yönetiminde nasıl kullanılabileceği farklı çalışmalar üzerinden ele alınacak.

Erginal, günümüzde yalnızca “sulak alanın mevcut durumu nedir?” sorusuna yanıt vermenin yeterli olmadığını belirterek, asıl önemli olanın riskin nerede bulunduğunu, ne kadar arttığını, gelecekte ne olabileceğini ve hangi müdahalenin daha etkili olacağını ortaya koyabilmek olduğunu ifade etti.

Bu kapsamda yapay zekâ tabanlı ekolojik risk analizi ve karar destek sistemleri üzerine çalışmaların yanı sıra yapay zekâ destekli XR bilim sergileri ve çevre öğrenimi de çalıştayın gündeminde olacak.

Doğa temelli çözümler de bu çerçevede önemli başlıklardan biri olacak. Sulak alanların ekolojik dirençliliğinin artırılması, biyoçeşitliliğin korunması ve ekosistem hizmetlerinin devamlılığı için doğayla uyumlu çözümlerin geliştirilmesi gerektiği vurgulanacak.

COP31 öncesinde Çanakkale’den bilimsel tartışma

Çalıştayın zamanlaması da dikkat çekiyor.

Türkiye’nin 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde Çanakkale’de sulak alanların geleceğinin masaya yatırılması, kentteki bilimsel çalışmayı küresel iklim gündemiyle aynı döneme taşıyor.

Erginal, çalıştayın doğrudan COP31’in bir etkinliği olmadığının altını özellikle çizerken, zamanlama açısından aynı bilimsel ve çevresel gündemin önemli bir parçası olduğunu belirtti.

İklim değişikliği konuşulurken sulak alanların göz ardı edilemeyeceğini ifade eden Erginal, bu alanların su döngüsü, karbon depolama, biyoçeşitlilik ve iklim değişikliğine uyum açısından kritik ekosistemler olduğunu vurguladı.

Bilim salondan çıkıp Çardak Lagünü’ne taşınacak

Çalıştayın üçüncü gününde bilim insanları bu kez salondan çıkarak sahaya inecek.

24 Ekim’de gerçekleştirilecek saha çalışmasının adresi Çardak Lagünü olacak. Saha çalışmasının liderliğini Prof. Dr. Ahmet Evren Erginal üstlenecek.

Çardak Lagünü’nde kıyı oku, lagün sistemi, kıyı jeomorfolojisi, sediment taşınımı ve insan faaliyetlerinin oluşturduğu baskılar birlikte değerlendirilecek.

Katılımcılar, kıyı oku ile lagün arasındaki ilişkiyi, dalga ve kıyı akıntılarının sediment taşınımındaki rolünü, lagünün denizle ilişkisini ve çevredeki insan faaliyetlerinin sulak alan üzerindeki olası etkilerini yerinde inceleyecek.

Çardak Lagünü’nün bu saha çalışması için seçilmesi de Çanakkale’nin sulak alan zenginliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Çardak Lagünü, 2025 yılında mahalli öneme haiz sulak alan olarak ilan edilen alanlar arasında yer alıyor ve göçmen kuşlar başta olmak üzere çok sayıda canlı için yaşam alanı oluşturuyor.

Bilimsel çalışma toplantıyla sınırlı kalmayacak

Erginal, yalnızca birkaç gün boyunca bildirilerin sunulduğu ve ardından sona eren bir organizasyon yapmak istemediklerini belirterek, çalıştayda sunulan araştırmaların bilimsel yayınlara dönüşmesini önemsediklerini ifade etti.

Bilimsel değerlendirme süreçlerini tamamlayan seçili çalışmaların, ilgili derginin editöryal ve hakem değerlendirmelerinden başarıyla geçmeleri koşuluyla ekoloji odaklı, SCI kapsamındaki bir derginin özel sayısında yayımlanması planlanıyor.

Böylece Çanakkale’de başlayan bilimsel tartışmanın yalnızca kentte kalmaması, Türkiye’nin sulak alanlarına ilişkin daha geniş bir bilimsel literatüre katkı sunması hedefleniyor.

Çanakkale’nin meselesi yalnızca suyu kullanmak değil, suyu yaşatmak

Türkmen’in tarım üzerinden ortaya koyduğu tablo ile Erginal’ın sulak alanlar üzerinden çizdiği çerçeve aslında aynı noktada birleşiyor.

Bir tarafta suya ihtiyaç duyan tarım ve üretim var. Diğer tarafta ise suyu tutan, besleyen, temizleyen ve ekosistemlerin devamlılığını sağlayan doğal alanlar bulunuyor.

Bu nedenle su krizinin çözümünü yalnızca yeni su kaynakları aramakta görmek yeterli değil. Tarımsal üretim deseninden sulama yöntemlerine, sulak alanların korunmasından kentlerin su yönetimine kadar birbirine bağlı birçok alanın birlikte ele alınması gerekiyor.

Çanakkale’nin sahip olduğu sulak alanlar bu açıdan yalnızca korunması gereken doğal güzellikler değil; aynı zamanda kentin geleceği açısından stratejik ekosistemler.

COP31 öncesinde dünyanın iklim değişikliğine uyum ve dirençlilik politikalarını tartışmaya hazırlandığı bir dönemde, ÇOMÜ’nün Çanakkale’de düzenleyeceği çalıştay da bu küresel tartışmanın yerel ölçekteki önemli başlıklarından birini görünür hale getiriyor.

Çünkü su krizi, yalnızca yarının meselesi değil.

Tarlada, gölde, lagünde, kentte ve günlük yaşamın içinde bugünden hissedilen bir gerçeklik.

Çanakkale’de 22-24 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek çalıştay ise bu gerçeği yalnızca konuşmakla kalmayıp, geçmişten bugüne bilimsel verilerle okuyarak geleceğe ilişkin sorulara yanıt arayacak.

Çalıştayın düzenleme kurulu başkanlığını Prof. Dr. Ahmet Evren Erginal yürütürken, sekreteryada Dr. Cumali Yaşar ve Öğr. Gör. Levent Özçağ görev alıyor. Organizasyon hakkında ayrıntılı bilgi wetlands.org.tr adresinden edinilebilecek.

Muhabir: SÜHA PARMAKSIZ