Gençlik yıllarımızda dilimize dolanan anonim bir beyit vardı:
“Etiketi su olan zehir dolu şişeler gördük biz, adı iffet olan nice fahişeler gördük biz.”
O zamanlar kulağa sadece kafiyeli bir söz gibi gelirdi. Ama bugün dönüp bakınca o iki mısranın sanki bugünü anlattığını düşünmeden edemiyor insan: Su ne, zehir ne, etiket ne…
Hayat insana en çok etiket ile hakikat arasındaki farkı öğretiyor. Adı başka, içeriği başka olan şeyler… Ve bazen asıl tehlike de tam burada başlıyor.
Bugün Çanakkale’de siyasete bakınca akla ilk gelen mesele de bu oluyor. Çünkü bu şehirde zaman zaman söylenenle yapılan, temsil edilenle yaşanan arasında ciddi bir mesafe oluştuğunu görmek zor değil.
Çanakkale sıradan bir şehir değildir; Truva’nın hatırasını ve koca bir devletin ön sözünü yazmış olmanın yükünü taşır.
Bu yüzden burada siyaset yalnızca makam değil, bu toprağın hafızasına karşı sorumluluktur.
Fakat son yıllarda Çanakkale’de siyasetin bazıları için bir hizmet alanından çok bir atlama tahtası gibi görülmeye başlandığı hissi giderek güçleniyor. Bu şehirde elde edilen makamların, şehrin meselelerini çözmekten ziyade daha büyük koltuklara giden bir basamak olarak değerlendirildiği yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş durumda.
Oysa bir şehri sadece kariyer planının bir durağı haline getirmek, o şehre yapılabilecek en büyük ihanettir. Sizin basamak olarak gördüğünüz bu aziz şehir, burada yaşayan bizler için hayatın kendisidir.
Çanakkale’de siyaset yapacak birinin önce bu şehrin ruhunu tanıması gerekir. Çünkü Çanakkale sadece haritada bir nokta değildir; katman katman bir hafızadır.
Ne var ki bazen bu hafızayı taşımayan, bu şehri gerçekten yaşamamış, bu toprakların hikâyesine yabancı insanların da bu şehir üzerinden siyaset yaptığını görüyoruz. Bu da ister istemez şehirde bir tıkanıklık yaratıyor.
Siyaset ehil insanların işi olmaktan çıkıp şanslı insanların alanına dönüştüğünde ortaya vizyon değil, günü kurtaran kararlar çıkar. Böyle olunca da şehir ilerlemez; sadece yerinde sayar.
Bir başka gerçek daha var: Geçmişi kayıp hikâyeleriyle dolu olanlar, geleceği sağlam kuramazlar. Kendi hikâyesini kuramamış olanlar bir şehrin yarınını da inşa edemez. Çünkü şehirler karakter ister. Hafıza ister. Bu toprağa gerçekten ait olduğunu hisseden insanlar ister.
Bu yüzden Çanakkale’de siyaset, kariyer planlarının değil karakter sahibi insanların işi olmalıdır. Bu şehirde görev almak isteyenler önce bu toprağın hikâyesini omuzlarında taşıyabileceklerini göstermelidir. Çünkü Çanakkale’de makamlar yükselmek için değil, yük taşımak içindir.
Çanakkale’nin ihtiyacı olan şey aslında çok basit ama çok kıymetli: Bu şehri bir kariyer durağı olarak değil, bir emanet olarak gören insanlar.
Çünkü bu şehir bir basamak değildir.
Bu şehir bir hatıradır.
Ve hatıralar basamak yapılmaz.