BİR SOHBET, BİR HİKÂYE…

Bazı akşamlar vardır; ne özel bir davettir ne de uzun uzun planlanmıştır. Ama insan eve döndüğünde yanında bir hatıra, yüzünde bir tebessüm taşır.

Dün akşam biz de öyle bir akşam yaşadık.

Bir memleketlimizi, Şevket Amca'yı ziyarete gittik. Sohbet koyulaştıkça yılların tozunu alıp önümüze seren öyle güzel hikâyeler anlattı ki… Her cümlesi bizi çocukluğumuza, köy odalarına, sac başındaki telaşa ve eski günlerin sıcaklığına götürdü.

Bir ara söz, bizim memleketin olmazsa olmazı etli ekmeğe geldi.

Eskiden köylerde her zaman kıyma bulunmazmış. Misafir geleceği zaman ev sahibi, elde ne varsa onunla en güzel ikramı hazırlamaya çalışırmış. Bir gün yine böyle bir misafir ağırlanacakmış. Kıyma az olunca etli harcın yanına bir de patatesli iç hazırlanmış. Hamurlar açılmış, sac kızdırılmış; biri etli, biri patatesli ekmekler nar gibi pişmeye başlamış.

Misafirlerden biri de işi sağlama almış. Sacın hemen başına oturmuş.

"Gel, bir sen bir ben yiyelim." demiş arkadaşına.

Sözde paylaşacaklarmış…

Ama sacdan ilk çıkan patatesli ekmeği arkadaşına uzatmış, ardından pişen etli ekmeği afiyetle kendisi yemiş. Sonra yine arkadaşına patatesli, kendisine etli… Bu düzen böyle sürüp gitmiş.

Arkadaşı ise sesini çıkarmadan önüne konanı yemiş.

Karnı doyunca, uyanık misafir elindeki nar gibi kızarmış etli ekmekten küçük bir parça uzatmış.

"Hatırım için bunu da ye."

Arkadaşı ilk lokmayı alır almaz şaşkınlıkla bakmış.

"Bu bambaşka bir şey! Bundan da mı vardı? Ben doyduktan sonra mı verdin? Sen var ya… Her zamanki gibi büyümeyen bir çocuksun!"

Sofrada bir anda kahkahalar yükselmiş.

Şevket Amca bu hikâyeyi öyle güzel anlattı ki sanki biz de o sofradaydık. Sacın çıtırtısını duyduk, yeni pişen ekmeğin kokusunu aldık, o kahkahalara biz de karıştık.

O an düşündüm…

Aslında anlatılan sadece bir etli ekmek hikâyesi değildi. Yoklukta bile paylaşmayı bilen insanların, misafire değer vermenin, dostluğun ve içtenliğin hikâyesiydi. Bugün hâlâ yüzümüzde tebessüm bırakan da belki buydu.

Şevket Amca'ya bu güzel sohbet için gönülden teşekkür ederiz.

Bazı hikâyeler kitaplarda yazmaz. Bir çayın buharında, bir sofranın etrafında, bir büyüğün dilinde yaşar. Anlatıldıkça çoğalır, dinlendikçe gönüllere yerleşir ve geçmişi bugüne taşır.

İşte dün akşam biz, bir sohbetin içinden geçen çok güzel bir hikâyeye misafir olduk.

Hoş sohbetli zamanlara...😊