Bu söz; yüreği sağlam olana, mertliğinden dönmeyene, sözüne güvenilene, dara düşenin yanında durana söylenir. Yük ağırlaştığında geri çekilmeyene, rüzgâra göre yön değiştirmeyene, dostunu yalnız bırakmayana…
Yavuzhan Ahıskalı, işte böyle bir adamdı.
Dadaştı. Erzurum’un sertliğini de sıcaklığını da yüreğinde taşıyordu. Sözü açık, duruşu netti. Doğru bildiğini söylemekten çekinmez, kimseye yaranmak için eğilip bükülmezdi. Onu tanıyan herkes bilirdi: Yavuzhan’ın sözüne güvenilir, omzuna yaslanılır, zor zamanda kapısı çalınırdı.
Bülent Turan’ın milletvekilliği döneminden Bakan Yardımcılığı dönemine kadar siyasi danışmanlığını ve yol arkadaşlığını yaptı. Fakat Çanakkale’de onunla birlikte yürüyenler için Yavuzhan, bir danışmandan çok daha fazlasıydı.
O, ağabeydi.
İnsanların derdini çekinmeden anlattığı, yanında kendini güvende hissettiği, yalnızca dinlemekle kalmayıp yükünü de paylaşan bir ağabey… Bir mesele çözülemese bile insanı çaresiz bırakmazdı. Bazen bir telefonuyla, bazen tek bir cümlesiyle, bazen de hiçbir şey söylemeden yanında durarak güç verirdi.
Çünkü Ağabeyin varlığı başlı başına bir dayanak olurdu.
Çanakkale’de birlikte yol yürüdüğü insanların akıl danıştığı, zor zamanlarda arkasına baktığında gördüğü, sırtını dayadığı kişiydi. Önde görünmekten çok yük taşımayı seçerdi. Kimsenin görmediği yerde sorumluluk alır, kimsenin bilmediği nice sıkıntıyı sessizce omuzlardı.
Arkalarında dağ gibi duran adamdı.
Şimdi o dağ yok.
İnsan bunu aklıyla biliyor, yüreğiyle kabul edemiyor. Telefon çalacak sanıyor. Bir kapı açılacak, o tanıdık ses duyulacak, “Yavuzhan Ağabey halleder” denilecek sanıyor. Sonra sessizlik çöküyor. Gerçek, bütün ağırlığıyla insanın üzerine yıkılıyor:
Yavuzhan ağabey artık aramızda değil.
O güven veren bakış yok. O sağlam omuz yok. En zor anda insanın içini ferahlatan “Ben buradayım” cümlesi artık ondan duyulmayacak. Bir daha arkasına yaslanamayacak olmak, yokluğunun en ağır tarafı belki de…
6 Eylül 2026’da Yavuzhan Ahıskalı hayata gözlerini yumdu. Ardında yalnızca ailesini, dostlarını ve yol arkadaşlarını değil; varlığına alışmış, zor zamanlarda onun gücünden cesaret almış koca bir çevreyi bıraktı.
Bazı insanlar öldüğünde yalnızca bir can eksilmez hayattan. Bir düzen bozulur. Bir güven duygusu sarsılır. İnsan, arkasını kollayan bir tarafını kaybeder. Yavuzhan’ın ardından kalan boşluk da böyledir.
Onun yokluğu bir sandalye boşluğu değildir. Bir sesin eksilmesi değildir. Bir telefonun artık çalmayacak olması hiç değildir yalnızca. Onun yokluğunda insanlar, yıllardır fark etmeden yaslandıkları bir duvarın yıkıldığını anlıyor.
Bazı yükler şimdi daha ağır. Bazı yollar daha uzun. Bazı geceler daha sessiz. Çünkü insan, en zor anında kimin yanında duracağını bilmenin verdiği güveni kaybetti.
Yavuzhan ağabey, adamlığın yüksek sesle konuşmak olmadığını gösterdi. Adamlık; dar günde dostunun yanında durmaktı. Verdiği sözün arkasında durmaktı. Kimse görmese de doğru olanı yapmaktı. Gücü yettiğince el uzatmak, yetmediğinde bile insanı yalnız bırakmamaktı.
O böyle yaşadı.
Makamların, unvanların ve geçici kalabalıkların geride kaldığını; insanın bu dünyadan göçerken ardında bıraktığı en büyük mirasın güzel bir isim, temiz bir vicdan ve insanların kalbindeki yeri olduğunu yaşayarak gösterdi.
Şimdi onun ardından söylenecek çok söz var. Fakat bazı insanlar için kelimeler yetmez. Çünkü ne kadar anlatsanız da yokluğunun açtığı yeri anlatamazsınız. Bir insanın hayatınızda tuttuğu yeri, o yer boşaldığında anlarsınız.
Yine de onu anlatmaya bazen birkaç kelime yeter:
Herif adamdı.
Sözüne güvenilirdi.
Duruşu eğilmezdi.
Yüreği genişti.
Dostuna dost, kardeşine ağabeydi.
Şimdi onu seven herkesin içinde dinmeyen bir sızı var. Herkes kendi içinde aynı boşluğu taşıyor. Kimi bir telefonuna bakıyor, kimi eski bir konuşmayı hatırlıyor, kimi onunla paylaştığı bir günü yeniden yaşıyor. Herkes, yokluğun başka bir yerinden kanıyor.
Çünkü Yavuzhan yalnızca aramızdan ayrılmadı; birçok insanın hayatında tuttuğu yeri de beraberinde götürdü.
Ama bıraktığı iz silinmeyecek.
Onunla yürüyenler, onun gibi dimdik durmayı; vefayı, mertliği ve insanlığı yaşatmayı sürdürecek. Çünkü bazı insanlar gittikten sonra da yol göstermeye devam eder. Bazı adamlar ölür, fakat öğrettikleri yaşamaya devam eder.
Ahıskalı’nın ardından kalan en büyük miras da budur: İnsanların zor zamanda birbirine sırt çevirmemesi, verilen sözün unutulmaması, dostluğun dara düşünce belli olması…
Bu dünyadan bir dadaş geçti.
Yüreği sağlam, sözü doğru, dostluğu gerçek bir adam geçti.
Bir ağabey, bir yol arkadaşı, bir güven kapısı göçtü.
Şimdi arkasından bakıyoruz. Dağ yerinde değil. Ses yerinde değil. Omuz yerinde değil. Fakat onun hatırası, onu tanıyan herkesin içinde dimdik duruyor.
Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Ruhu şad olsun Yavuzhan Ağabey…
Seni unutmayacağız.
Yokluğuna alışmayacağız.
Adını, duruşunu ve bize bıraktığın adamlığı yaşatacağız.