Yaşam

Baytekin: “Çanakkale’nin Gelişiminin Disipline Edilmesi Gerekiyor”

İYİ Parti Çanakkale İl Başkanı Prof. Dr. Harun Baytekin, Kaleninsesi’ne özel açıklamalarında kentin üniversiteden turizme, toplu taşımadan su yönetimine, kırsal yaşamdan yapılaşmaya kadar çözüm bekleyen sorunlarını değerlendirdi. Çanakkale’ye gelen ziyaretçilerin büyük bölümünün kentte konaklamadan ayrıldığını belirten Baytekin; toplu taşımanın yeniden düzenlenmesi, Atikhisar’da içme suyunun öncelenmesi, üretim dışına çıkan tarım arazilerinin korunması ve yeni yerleşim alanlarının uzun vadeli bi

Yaklaşık 26 yıldır Çanakkale’de yaşayan İYİ Parti Çanakkale İl Başkanı Prof. Dr. Harun Baytekin, kentin geçmişten bugüne geçirdiği değişimi akademisyen ve siyasetçi kimliğiyle değerlendirdi. Çanakkale’nin sahip olduğu tarihî, doğal ve akademik birikimin kentin sosyal ve ekonomik yaşamına daha güçlü biçimde yansıtılması gerektiğini belirten Baytekin; üniversite, turizm, ulaşım, su, tarım ve yapılaşmanın birbirinden bağımsız ele alınamayacağını ifade etti.

ÇOMÜ’nün 26 yıllık değişimine dikkat çekti

1999 yılının ortalarında Çanakkale’ye geldiğini belirten Baytekin, o dönemde üniversitenin Terzioğlu Yerleşkesi’ndeki inşaatların devam ettiğini, Ziraat Fakültesinin bazı binaları diğer akademik birimlerle birlikte kullandığını anlattı. Aradan geçen sürede Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinin hem fiziki imkânlar hem de akademik yapı bakımından önemli bir gelişim gösterdiğini ifade eden Baytekin, Terzioğlu Yerleşkesi’nin Türkiye’nin öne çıkan üniversite yerleşkelerinden biri haline geldiğini söyledi. Fakülte ve öğrenci sayısındaki artışla birlikte ÇOMÜ’nün aynı dönemde kurulan üniversiteler arasında önemli bir konuma ulaştığını kaydetti.

Üniversitenin merkezdeki fakülteleri ve ilçelerdeki meslek yüksekokullarıyla yalnızca akademik eğitim vermediğini belirten Baytekin; öğretmen, meslek elemanı ve farklı alanlarda uzman yetiştirerek gençleri hayata hazırladığını dile getirdi. ÇOMÜ’de üretilen bilginin tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinde daha yaygın biçimde kullanılması gerektiğine dikkat çeken Baytekin, bilimsel çalışmaların ekonomik ve toplumsal katkıya dönüşmesinin ifade etti. Ziraat Fakültesinde yürütülen tarla ve laboratuvar çalışmalarının üreticiyle buluşturulması için merkez ve ilçelerdeki ziraat odaları, üretici birlikleri ve çiftçilerle toplantılar yapıldığını anlatan Baytekin, akademik bilginin yalnızca üniversite içinde kalmaması gerektiğini ifade etti. Çocukluğundan beri çiftçilikle uğraştığını belirten Baytekin, geçmişten bugüne üretimde kullanılan araçların ve yöntemlerin büyük ölçüde değiştiğini, buna karşılık maliyetlerin ve üretimde dikkate alınması gereken kalemlerin de arttığını söyledi. “Teknoloji gelişti, bilgiye erişim kolaylaştı ancak üretim maliyetleri de önemli ölçüde arttı. Üreticimizin toprak hazırlığından ekim zamanına, gübre ve ilaç kullanımından sulamaya kadar çok daha fazla bilgiye ihtiyacı var.” Tarım 4.0 uygulamaları, otomatik dümenleme sistemleri ve yeni nesil ilaçlama makinelerinin giderek yaygınlaştığını kaydeden Baytekin, çiftçilerin bu teknolojileri doğru ve verimli biçimde kullanabilmesi için bilgilendirme çalışmalarının artırılması gerektiğini dile getirdi.

“Akademik ortamda siyasi kimliği öne çıkarmak doğru değil”

Akademik çalışmalarla siyasi faaliyetleri birbirinden ayırdığını belirten Baytekin, üniversitedeki derslerde, araştırmalarda ve bilimsel yayınlarda akademik değerlerin esas alınması gerektiğini söyledi. “Akademik ortamlarda siyasi kimliği öne çıkarmak ahlaki değildir. Derslerin yürütülmesinde, araştırmalarda ve bilimsel yayın faaliyetlerinde tamamen akademik değerler doğrultusunda hareket ederiz.”

Siyasi çalışmalar kapsamında vatandaşlarla bir araya geldiğinde yalnızca siyasi sorularla karşılaşmadığını anlatan Baytekin, akademik uzmanlığı nedeniyle tarımsal üretim konusunda da kendisine danışıldığını belirtti. Baytekin, sahip olduğu bilgiyi üreticilerle paylaşmanın kendisini mutlu ettiğini ifade etti. Sahada ayrım gözetmeden hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Baytekin, “Milletimizin hizmetindeysek insanları ayırt etme lüksümüz yok. Hepimiz bu ülkenin bir ferdiyiz ve bu ülkede herkes eşit yaşama hakkına sahip olmalıdır” dedi.

“Türk milletinin zihnindeki Çanakkale ortaya çıkarılmalı”

Çanakkale’nin yalnızca kentte yaşayanlar için değil, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki insanlar açısından da tarihî ve manevi bir anlam taşıdığını belirten Baytekin, kentin bu anlamına yakışır bir noktaya taşınması gerektiğini söyledi. “Çanakkale’yi hiç görmemiş insanların zihninde bile destansı bir Çanakkale vardır. Çanakkale ruhu, ülkemizde görüldüğünden çok daha yüksek bir düzeydedir. Biz Çanakkale’de yaşayanlar ve çalışanlar olarak elimizdeki bütün bilgiyi ve kaynağı kullanmalıyız. Türk milletinin zihnindeki Çanakkale’yi bir şekilde ortaya çıkarmamız gerekiyor.”

Çanakkale’nin öncelikli yatırım alanlarının başında tarih, kıyı ve deniz turizminin geldiğini belirten Baytekin, bu alanlardaki altyapının geliştirilmesi ve güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Gelibolu Tarihî Alanı’nın geçmişte bugünkü kadar düzenli ve gezilebilir olmadığını belirten Baytekin, 2000’li yılların başında yabancı ülkelere ait mezarlık ve anıtların daha temiz ve bakımlı görünmesinin vatandaşların da dikkatini çektiğini söyledi. Aradan geçen sürede şehitlikler ile ziyaret alanlarında önemli bir değişim yaşandığını ifade eden Baytekin, alanların bugün adına ve taşıdığı tarihî anlama uygun hale getirildiğini belirtti. “Şehitliklerimiz ve ziyaret alanlarımız bugün temiz ve düzenli. Bakımları yapılıyor, ziyaretçilerimiz de memnun ayrılıyor. Geçmişe göre bu konuda gerçekten önemli bir mesafe alındı.”

Tarihî Alan’daki iyileşmeye rağmen ziyaretçi hareketliliğinin kent ekonomisine yeterince yansımadığını belirten Baytekin, Çanakkale’ye gelenlerin büyük bölümünün kentte konaklamadan ayrıldığına dikkat çekti. “Çanakkale’ye gelenlerin yüzde 90’ı günübirlik geliyor. Turlarla şehitlikleri ziyaret ediyor ve ardından ilimizden ayrılıyorlar. Bu insanların Çanakkale’de bir veya birkaç gün kalmasını sağlayacak altyapının geliştirilmesi gerekiyor. ”Gençlik Spor Bakanlığına bağlı bazı tesislerin özellikle okul çağındaki öğrencilerin Tarihî Alan’ı ziyaret etmesi ve kısa süreli konaklaması amacıyla kullanılabildiğini belirten Baytekin, tur organizasyonlarıyla gelen diğer ziyaretçiler için de konaklama seçeneklerinin artırılması gerektiğini söyledi.

Troya’nın uluslararası yapımlarla tanıtılmasının ziyaretçi ilgisini artırdığına dikkat çeken Baytekin, “Brad Pitt’in rol aldığı filmden önce Troya’nın günlük ziyaretçi sayısı bin ile bin 500 arasındaydı. Filmden sonra bu sayı 7 bin 500’e çıktı. Bu tür çalışmalarla Çanakkale’nin tanıtımının güçlendirilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Yazlıklar turizm açısından Çanakkale’ye bir şey katmıyor”

Çanakkale’nin Türkiye’nin en uzun kıyı şeritlerinden birine sahip olduğunu belirten Baytekin, bu potansiyelin turizm ekonomisine yeterince yansımadığını söyledi. Küçükkuyu çevresinin kıyı turizmi açısından büyük ölçüde dolduğunu, Bozcaada’nın özellikle yaz aylarında yoğun ziyaretçi aldığını, Gökçeada’nın ise hızla geliştiğini ifade etti. Kıyılardaki gelişmenin ağırlıklı olarak yazlık konutlar üzerinden ilerlemesini eleştiren Baytekin, bu yapılaşmanın kalıcı istihdam ve turizm geliri oluşturmadığını dile getirdi. “Bizde ‘yazlık yapalım’ anlayışı var. Yazlıkların çoğalması turizm anlamında Çanakkale’ye bir şey katmıyor. Bu alanlarda doğaya ve kıyıya zarar vermeyecek, konaklamayı da içeren turistik tesislerin açılması gerekiyor.”

Çanakkale’de kıyı turizminin büyük ölçüde ağustos ayı ile eylül ortası arasındaki kısa döneme sıkıştığını belirten Baytekin, kentin rüzgârlı olması ve denizin zaman zaman dalgalı hale gelmesinin kullanım süresini sınırladığını söyledi. Ancak turizmin yalnızca denize girme imkânına bağlı kalmaması gerektiğini vurguladı. Antalya’daki tesislerin yalnızca denizle değil, otellerin sunduğu farklı imkânlarla da uzun bir turizm sezonu oluşturduğunu ifade eden Baytekin, Çanakkale’de de doğayla uyumlu konaklama ve dinlenme alanlarının geliştirilmesini önerdi. Kentin İstanbul ve Bursa gibi yüksek nüfuslu merkezlere yakınlığının önemli bir fırsat sunduğunu belirten Baytekin, ziyaretçilerin bir hafta veya 10 gün konaklayabilecekleri bir altyapının oluşturulması gerektiğini kaydetti.

Bazı otobüs hatları dünya turu yapıyor”

ÇOMÜ’nün öğrenci ve personel yoğunluğu bakımından Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden biri olduğunu belirten Baytekin, kent nüfusuyla karşılaştırıldığında toplu taşımayı en yoğun kullanan kurumun üniversite olduğunu söyledi. Her gün yaklaşık 15-20 bin öğrencinin derslerin ardından kampüsten ayrıldığını aktaran Baytekin, mevcut hatların önemli bölümünün yolcuların gerçek hareketliliğine göre düzenlenmediğini savundu. “Bazı otobüs hatları dünya turu yapıyor. Kampüsten ayrılan öğrencilerin çok azı iskelenin ötesine geçiyor ancak araçlar bütün güzergâhı dolaşıyor. Toplu taşıma Çanakkale’de bölünebilir; iskele, çarşı veya Cumhuriyet Meydanı merkezli hale getirilebilir.”

Üniversiteden ayrılan öğrencilerin önemli bölümünün Esenler ve kent merkezindeki yerleşim alanlarına gittiğini belirten Baytekin, kuzey ve güney yönüne devam edecek yolcuların merkezi bir noktada ayrılabileceğini söyledi. İkinci araca daha düşük ücretle aktarma yapılmasının hem güzergâhları kısaltacağını hem de öğrencilerin ulaşım maliyetini azaltacağını ifade etti. Toplu taşıma ücretlerinin öğrencileri özel araç kullanmaya yönelttiğine de dikkat çeken Baytekin, karşılaştığı bir örneği şöyle anlattı: “Öğrencilerimize ‘Neden arabayla geliyorsunuz?’ diye soruyorum. ‘Hocam, iki arkadaş bilet parasına gelip gidiyoruz’ diyorlar. Toplu taşıma daha pratik ve ekonomik hale getirilirse öğrencilerimiz de rahat eder.”

Atikhisar üzerindeki nüfus baskısı artıyor

Çanakkale’nin su sorununun tarımsal üretimden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirten Baytekin, tatlı su kaynaklarının önemli bir bölümünün tarımsal sulamada kullanıldığını söyledi. Tarımsal üretimde su kullanımının azaltılması ve tasarruf sağlayan yöntemlerin yaygınlaştırılması gerektiğine dikkat çekti. Atikhisar Barajı’ndan Karacaören ve Özbek ovalarına tarımsal sulama amacıyla su verildiğini hatırlatan Baytekin, geçmişte Kepez Ovası’nın sulanması için de projeler yürütüldüğünü belirtti.

Karacaören Ovası’nın bir bölümünün yerleşime açılmasıyla sulanabilir tarım alanlarının azaldığını ifade eden Baytekin, buna rağmen tarımsal sulamaya ayrılan suyun aynı ölçüde yeniden değerlendirilmediğini söyledi. Kepez’in de Atikhisar’dan su almaya başlaması halinde barajın hizmet vereceği nüfusun önemli ölçüde artacağını belirten Baytekin, “Kepez’in nüfusu da eklendiğinde Atikhisar’ın su sağlayacağı nüfus yaklaşık üçte bir oranında artacak. Barajın mevcut rezervi ve kişi başına düşen tüketim buna göre hesaplanmalı” dedi. Atikhisar’daki suyun kullanımında önceliklerin açık biçimde belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Baytekin, içme suyu ihtiyacının tarımsal sulamadan önce değerlendirilmesini istedi. “Dünyada suyun kullanım önceliği önce insan, sonra hayvan ve ardından bitki şeklindedir. Atikhisar’ın su rezervine ve kişi başına düşen tüketime bakılarak bir planlama yapılmalı. Bu şekilde devam edilirse yakın gelecekte bazı alanlarda tarımsal sulamanın sınırlandırılması gerekebilir.”

Baytekin, doğrudan kısıtlamaya gidilmeden önce üreticilerin su tasarrufu sağlayan sulama sistemlerine erişiminin kolaylaştırılması ve mevcut kaynakların kentin gelecekteki nüfusuna göre planlanması gerektiğini ifade etti.

Köylerde iki farklı yaşam biçimi karşı karşıya geliyor

Çanakkale köylerinin son yıllarda İstanbul, İzmir ve farklı kentlerden gelenlerin ilgisini çektiğini belirten Baytekin, daha sakin ve doğayla iç içe bir yaşam isteyenlerin kırsaldan ev ve arazi satın aldığını söyledi. Köye sonradan yerleşenlerle üretime devam eden köylüler arasında zaman zaman yaşam biçiminden kaynaklanan anlaşmazlıklar yaşandığını ifade eden Baytekin, özellikle hayvancılığın şikâyet konusu olabildiğine dikkat çekti. “Şehirden gelen bazı vatandaşlarımız hayvancılıktan kaynaklanan kokudan veya köyün içinden geçirilen koyun ve keçilerden şikâyet edebiliyor. Ancak orada yaşayan köylüler üretime devam ediyor. Köy hayatını kendi koşullarıyla birlikte kabul etmek gerekiyor.”

Kırsala yerleşen vatandaşların önemli bölümünün doğayla iç içe ve sakin bir yaşam sürmekten memnun olduğunu belirten Baytekin, yaşanan uyum sorunlarının zaman içinde çözülebileceğini dile getirdi. Köylerdeki asıl tehlikenin yatırım amacıyla satın alınarak işlenmeyen tarım arazileri olduğunu belirten Baytekin, kırsaldaki arazilerin giderek emlak ve rant sektörünün eline geçtiğini söyledi. “Köylerdeki arazilerin önemli bir kısmı rant sektörünün eline geçti. İnsanlar paralarını değerlendirmek için tarla alıyor, etrafına tel çekip içine bir baraka koyuyor. Birkaç yıl sonra arazi otların içinde kalıyor. Bu alanlar maalesef üretim dışına çıkıyor.”

Tarım arazilerinin bir yatırım aracına dönüşmesinin yalnızca Çanakkale’de değil, Türkiye’nin birçok bölgesinde büyüyen bir sorun olduğunu kaydeden Baytekin, kullanılmayan arazilerin yeniden üretime kazandırılmasına yönelik önlemler alınması gerektiğini belirtti.

“Gelişigüzel siteler yerine uydu kentler kurulmalı”

Çanakkale’nin gelecek yıllardaki yerleşim ihtiyacının gelişigüzel sitelerle karşılanamayacağını belirten Baytekin, şehir plancıları, çevre mühendisleri ve ilgili uzmanların bir araya gelerek uygun alanları belirlemesi gerektiğini söyledi. “Gelişigüzel biçimde sağda solda siteler yapılıyor ve kendi içine kapalı alanlar oluşturuluyor. Ancak site yaşamıyla uydu kent yaşamı birbirinden farklıdır. Uydu kent; marketi, bakkalı, kafesi ve sosyal yaşam için gerekli bütün altyapısı bulunan bir yerleşimdir.”

Uydu kentlerin 20-30 konutluk küçük sitelerden farklı olduğunu vurgulayan Baytekin, bu yerleşimlerin en az 3-4 bin kişiye hizmet verecek büyüklükte ve sosyal altyapıya sahip olması gerektiğini belirtti. Yeni yerleşim alanlarının yalnızca konutlardan oluşmaması gerektiğini ifade eden Baytekin, insanların günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri ticari alanların, ulaşım bağlantılarının ve sosyal yaşam imkânlarının daha yapılaşma başlamadan planlanmasını istedi. “Çanakkale’nin tarıma ve ormana fazla baskı yapmayacak alanlarda, 4-5 bin nüfuslu ve yaşam altyapısı tamamlanmış uydu kentlere ihtiyacı var. Kentin gelişiminin disipline edilmesi gerekiyor.”