Gündem

ATİKHİSAR BARAJI ALARM MI VERİYOR? MİMAR ERTEN: “HER BARAJIN BİR ÖMRÜ VAR!”

Çanakkale’de hafta sonundan itibaren etkili olan yoğun yağışların ardından Sarıçay’da ve Kepez’de yaşanan taşkınlar kentte maddi hasara yol açarken, kentin bilinen simalarından Mimar İsmail Erten, Kaleninsesi okuyucularına yaptığı değerlendirmede taşkının tarihsel arka planını ve Atikhisar Barajı’nın kritik rolünü anlattı.

Çanakkale yeni haftaya yoğun yağışın etkisi altında girerken, ani yağışlar kent merkezinde taşkın ve su baskınlarını da beraberinde getirdi. Kent merkezini ikiye bölen Sarıçay’da gece saatlerinde su debisinin hızla yükselmesiyle birlikte alarm verildi. Taşkın nedeniyle kıyıya bağlı bazı balıkçı tekneleri su alarak battı. Yaşanan maddi hasar bölgedeki tekne sahiplerini harekete geçirirken, Sarıçay Balıkçı Barınağı çevresinde risk bir kez daha gözler önüne serildi.

Çanakkale Belediyesi ve DSİ çalışmaları önemli

Taşkının ardından Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek, CHP İl Başkanı Levent Gürbüz ve CHP Merkez İlçe Başkanı İbrahim Can Ergün ile birlikte Barbaros Mahallesi’nde bulunan Balıkçılar Lokali’ni ziyaret ederek su taşkınından etkilenen balıkçılarla bir araya geldi. Heyet, Merkez Sarıçay Balıkçı Barınağı’nda incelemelerde bulunarak Deniz Ürünleri ve Küçük Balıkçıları Koruma Derneği üyeleri ile görüş alışverişinde bulundu.

Başkan Erkek, taşkının nedenlerine ilişkin yaptığı açıklamada Atikhisar Barajı’ndaki teknik sürece dikkat çekerek, barajda bulunan dip savak sisteminin bakım sebebiyle kapalı olduğunu belirtti. Aynı zamanda tarımsal sulamada kullanılan sol ve sağ sahil sulama hatlarının da teknik nedenlerle devre dışı olduğunu ifade eden Erkek, belediye olarak süreci yakından takip ettiklerini ve ilgili birimlerle koordinasyon halinde çalıştıklarını dile getirdi.

Öte yandan Mimar İsmail Erten, Sarıçay taşkınını yalnızca güncel meteorolojik koşullar üzerinden değerlendirmenin eksik olacağını belirterek, kıyı kentlerinin tarih boyunca suyla birlikte yaşamayı öğrenerek geliştiğini vurguladı.

İlk yerleşimlerin güvenlik nedeniyle yüksek tepelere kurulduğunu, ancak zamanla kale yapım tekniklerinin gelişmesiyle birlikte kıyı kentlerinin güçlenerek suyla iç içe bir yaşam biçimi geliştirdiğini ifade eden Erten, modern kentlerin de sel ve taşkın gibi doğal afetlere karşı hazırlıklı olması gerektiğini söyledi.

Tarihte her sel felaketi Çanakkale’de iz bıraktı!

Çanakkale’nin tarihsel süreçte sık sık sel felaketleri yaşadığını hatırlatan Erten, özellikle 1928 yılında meydana gelen büyük selde Sarıçay’ın taşarak Hastane Bayırı’ndan Valilik binasına kadar uzanan alanı etkilediğini belirtti. O dönem kıyı hattında bulunan petrol varilleri ve hububat depolarının ciddi zarar gördüğünü aktaran Erten, 1952-53 yıllarında ve 1962’de yaşanan taşkınların da kent genelinde büyük mağduriyet yarattığını dile getirdi.

Erten, Devlet Su İşleri’nde Makine Mühendisi H. Zafer Tosun’dan dinlediği bir anekdotu da paylaşarak, 1962 yılındaki yaşanan taşkınlara ilişkin geçmişte su seviyesinin sahildeki DSİ bayrak direğini aşacak kadar yükseldiğini ve vatandaşların Radar Tepesi’ne sığınmak zorunda kaldığını ve kenti içinde kayıklarla ancak gidilebildiğini ifade etti.

(Kent Arşivi)

Bu felaketlerin ardından merkezi yönetimin 1965 yılından sonra kapsamlı bir taşkın önleme projesi başlattığını belirten Erten, yapılan hidrolojik ve topoğrafik çalışmalar neticesinde Atikhisar havzasının baraj yapımı için uygun bulunduğunu söyledi. Keban Barajı gibi büyük projelere imza atan bir firma tarafından üstlenilen Atikhisar Barajı’nın yapım sürecinin 1973-1974 yıllarında tamamlandığını ve su tutulmaya başlandığını aktardı.

Atikhisar Barajı’nın iki temel amacının bulunduğunu belirten Erten, ilk amacın taşkınları önleyerek kenti korumak, ikinci amacın ise Kepez ve Özbek ovaları başta olmak üzere çevre köylerde tarımsal sulamayı sağlamak olduğunu ifade etti. Barajdan kent içme suyunun temini için yapılan ön protokolün ise o dönem nüfusun 30-40 bin civarında olması ve yeraltı kuyularının yeterli görülmesi nedeniyle uygulanmadığını, ancak 1991 yılından sonra belediyenin barajdan su almaya başladığını hatırlattı. Bu nedenle Erten yaptığı açıklamada, kıyı kentlerin suyla barışık olması gerektiğini hatırlattı.

“Su ile barışık olmamız gerekiyor”

50 yılı aşkın süredir hizmet veren Atikhisar Barajı’nın betonarme bir yapı olarak belirli bir ömre sahip olduğunu vurgulayan Erten, mevcut yapının bakım ve güçlendirme çalışmalarıyla ayakta tutulduğunu ancak gelecekte yeni bir baraj ve havza planlamasının şimdiden gündeme alınması gerektiğini söyledi.

“Çay etrafları sadece yürüyüş alanı olmalı, mangal yeri değil!”

Mimar İsmail Erten, Sarıçay çevresindeki mevcut kullanım biçiminin kent için ciddi riskler barındırdığına dikkat çekerek, balıkçı barınaklarının önemli olmakla birlikte çay hattının yüzlerce hatta binlerce teknenin aynı noktada konuşlandırılmasına uygun bir yerleşim alanı olmadığını vurguladı. Bu kıyı hattı boyunca küçük ve alternatif barınakların planlanmasının mümkün olduğunu belirten Erten, buna rağmen küçük balıkçılığa özgü bir barınakta yoğun tekne birikimine izin verilmesinin sağlıklı bir şehircilik yaklaşımı olmadığını ifade etti.

İHA (Köy Minibüsleri Durağı Taşkın sırasında)

Bölgeye otopark, durak ve hatta otel gibi yapılaşmaların eklenmesinin taşkın riskini artırdığını kaydeden Erten, dünyanın birçok kıyı kentinde benzer çay çevrelerinin yapılaşmadan uzak tutularak taşkın sonrası yeşil yürüyüş ve dinlenme alanları olarak değerlendirildiğini söyledi. Bu alanların mangal yerlerine dönüştürülmesi ve kafe gibi ticari kullanımlara açılmasının sel ve taşkın durumlarında zarar riskini büyüttüğünü dile getiren Erten, kıyı kentlerinin suyla mücadele etmek yerine suyla uyum içinde yaşamayı öğrenmesi gerektiğini ve bu tür alanların tekne veya yat limanı gibi düşünülmemesi gerektiğini belirtti.

Erten, taşkın riski taşıyan kıyı hatlarının otopark, kafe veya konaklama alanları gibi yoğun kullanımlara açılmasının doğru bir şehircilik yaklaşımı olmadığını belirterek, dünyanın farklı kıyı kentlerinde bu tür dere yataklarının taşkın sonrası doğal yeşil alanlara dönüştürüldüğünü söyledi.

Kıyı kentlerinin suyla mücadele etmek yerine suyla uyum içinde yaşamayı öğrenmesi gerektiğinin altını çizen Erten, Sarıçay üzerinde yoğun tekne barındırma yaklaşımının yeniden değerlendirilmesi ve alternatif balıkçı barınaklarının planlanmasının kaçınılmaz olduğunu ifade etti. Taşkın riski altındaki bölgelerde sürekli tekne konuşlandırılmasının uzun vadede hem ekonomik hem de yapısal kayıplara yol açabileceği uyarısında bulundu.