Asker, Polis; İmamoğlu ve Portakal: Çifte Standart Tartışmaları ve Ocak Fırtınası

Ocak 2025'in son haftası, Türkiye gündemini sarsan olaylarla dolu geçti. Askerlerin, kılıç çekerek yaptıkları yemin ritüeli, Bolu'daki otel yangını ve gazetecilerin gözaltına alınması, ülkenin dört bir yanında tartışmalara yol açtı.

Kimine göre korsan yemin, kimine göre de bir başkaldırı olarak değerlendirilen askerlerin kılıç çekerek yaptıkları yemin ritüeli ile ilgili karar verildi ve 5 teğmen ile 3 sıralı disiplin amiri görevden uzaklaştırıldı. Bu olay, askeri disiplin ve hiyerarşi konusundaki tartışmaları ile birlikte “Atatürk’ün Askerleri” konusuna evrilerek yeniden alevlendirdi.

Bolu'da yaşanan ve 78 vatandaşımızın yanarak can verdiği otel yangını, büyük bir trajediye yol açtı. Yangının ardından, bilirkişiyi ifşa eden ve konuşmaları izinsiz kayıt altına alıp yayınlayan gazeteci gözaltına alındı. Bu olay, basın özgürlüğü ve gazetecilik etiği konularında tartışmalara neden oldu. Nerede ise yanarak can veren 78 canımız unutuldu konu Halk TV ile birlikte Portakal mevzuna çevrildi.

Ekrem İmamoğlu da boş durmadı ve devletin savcısına karşı sert bir çıkış yaparak gündem olmayı başardı. Adliyede ifade veren İmamoğlu, çıkışta hazır bekleyenlere birlik ve beraberlik mesajı verdi. "Sandık gelecek, hepsi bitecek" sözleriyle, rakibi Mansur Yavaş ile birlikte şovunu yaptı.

Olan Fatih Portakal’a oldu. Danışıklı dövüş ile Bolu'daki otel yangını ve gazetecilerin gözaltına alınması konularında Halk TV’nin patronu ile ilgili konuşmalarıyla mahallesinin tepkisini üzerine çekti ve linç edildi.

Muhalefet kanadının, bir yandan adalet ve eşitlik sloganları atarken, diğer yandan çifte standartları sergilemesi ise düşündürücü olduğu kadar ibretlik sahneleri seyretmemize de neden oldu. Bu bahsedilen olayların her tarafından çifte standart akıyor. Birbirine uymayan fikir beyanları ve tutarsız açıklamalar, toplumun güvenini zedelemekte ve adalet arayışını engellemektedir.

Sırrı Sakık, “Mustafa Kemal’in askerleri değil, generalleri olsanız it sürüleri” derken süt dökmüş kedi misali susmayı tercih edenler, konu disiplinsizlik olmasına rağmen “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” dedikleri için ordudan atıldıklarını iddia edip tepki göstermeleri ise gerçekten kayda değer bir çelişkidir.

İhraç edilen teğmen adayı Ebru Eroğlu, yaptığı savunmada bizzat kendisi itiraf ediyor ve WhatsApp yazışmaları da bunu doğruluyor. Ebru Eroğlu, tören provalarında subay andı olmadığı ve bunun kendisine tebliğ edilmiş olmasına rağmen, yine de bir şekilde onu okumak niyetinde olduğunu, yani o an bir anlık heyecanla oluşmuş bir şey olmadığını itiraf ediyor. Bu neresinden bakarsak bakalım, disiplinsizliktir.

İmamoğlu’nun adliye çıkışı sırasında asayişi sağlamakla görevli polislere, iki teyzenin polislerin karşısına geçip söyledikleri ve daha önce başka bir teyzenin de “Tayyib’in itleri” diye bağırması, açıklamaya muhtaç bir çelişkidir. Askere sahip çıkarken, görevini yapan polisin karşısına geçip bağırmak nasıl izah edilebilir veya hangi ruh hali ile açıklanabilir?

Düne kadar bizden biri diye yana yakıla övgüler düzdükleri Fatih Portakal’ın, bugün onlardan birilerinin haksız olduğunu söylediği için linçe uğraması da ilginçtir.

Yukarı mahallenin huyu suyu bu… Çifte standart sonuna kadar var… Siyasetçisi, politikacısı, yazarı, çizeri, TV’cisi radyocusu hiç fark etmiyor.

Maçın hakeminin kim olduğu, maçı nasıl yönettiği veya yardımcı hakemin elindeki bayrak sopasının uçunun ne olduğu hiç önemli değil. Onlar, mahallelerinin takımının lehine veya aleyhine verdiği karara ve bayrak sopasının kime sallandığına bakıyorlar.

Bayrak sopası mahallelerine (pardon takımlarına) karşı sallanıyorsa saldırıyorlar. Karşı mahalleden birileri için sallanıyorsa da hep birden tezahürat yapıp alkışlıyorlar.

Birisi birine postal yaladığı için “Şerefsiz Onbaşı” dediğinde hep birden onbaşıları koordine edip dava açtırıyorlar, ama Sırrı Sakık gibi birisi de “Mustafa Kemal’in askerleri değil generalleri olsanız ne yazar it sürüleri” diye bağırdığı zaman ise “Kent Uzlaşısı” deyip susuyorlar.

Ama bu yolun sonu da hiçbir zaman Hükümet caddesine çıkmıyor. Yolculukları önce “Çifte Standart Kavşağı” ve oradan da “Yalancı Çoban Otoparkına” çıkıyor.

Sonrası mı sonrası ve öncesi malum… Oylar çalındı… Trafolara kedi girdi… Koyunlar… Koçlar… Mandalar… Oysaki anahtar kelime… Güven kaybı ve çifte standart…