Türkiye’de son dönemde yapılan anketlerin ortaya koyduğu en çarpıcı gerçek şu:
Kararsız seçmenin oy oranı artık %30’un üzerinde.
Bu oran, sıradan bir istatistik değil. Bu, siyasetin mevcut diliyle seçmeni ikna edemediğinin açık göstergesidir. Çünkü bugün ortaya çıkan tablo, klasik “iktidar–muhalefet yarışı”nın ötesine geçmiş durumda. Artık sahada üçüncü bir güç var: Bekleyen, izleyen, ölçen ve kararını son ana bırakan seçmen.
Ve bu seçmen, eskisi gibi kolay yön değiştirmiyor.
Sessizlik Aslında Tepki
Geçtiğimiz günlerde çarşıda sohbet ettiğimiz bir esnafın söylediği şu cümle dikkat çekiciydi:
“Artık kim ne diyor değil, kim ne yapıyor ona bakıyoruz.”
Bu cümle basit gibi görünür ama bugünün seçmen psikolojisini özetler. Çünkü kararsız seçmen aslında ilgisiz değil; tam tersine fazlasıyla dikkatli. Siyaseti izliyor ama henüz kimseye güven duymuyor.
Bu durum sadece Ankara’nın ya da büyük şehirlerin meselesi değil. Anadolu’da, sokakta, pazarda da aynı hava hissediliyor. İnsanlar konuşuyor ama net bir tercih söylemiyor. Herkesin zihninde benzer sorular var:
Ekonomide gerçekten bir rahatlama olacak mı?
Adalet duygusu yeniden tesis edilecek mi?
Devlet, suçla ve çetelerle kararlı mücadele edecek mi?
İşte kararsız seçmen tam olarak bu soruların cevabını bekliyor.
Siyasetin Önündeki Asıl Sınav: Güven Verebilmek
Tam da bu noktada siyasetin kendisine dönüp bakması gerekiyor. Çünkü seçmen artık sadece vaat dinlemek istemiyor; kimlerin o vaatleri hayata geçireceğine bakıyor. Bu nedenle siyasetin önce kendi içini toparlayıp, halkın güven duyacağı bir zemin oluşturması şart. Şaibelerle, tartışmalarla ve güven sarsan olaylarla anılan bir siyasi dilin artık hiçbir karşılığı yok.
İnsanlar; halkın derdiyle gerçekten dertlenen, sahaya inen, temas eden ve sorumluluk alan yöneticileri görmek istiyor. Bugün seçmen, kürsüden konuşan siyasetçiden çok; sokakta yürüyen, esnafla aynı masaya oturan ve vatandaşın gözünün içine bakarak hesap verebilen isimleri arıyor.
Ve artık kimse kusura bakmasın…
Makam odalarında misafir ağırlayan, açılışlarda boy gösteren, fotoğrafla sosyal medya siyaseti yapan anlayış iflas etmiştir.
Genel başkanların rüzgârıyla hareket eden, taşın altına elini koymayan, halkın içine çıkmayı zül gören ve partililerden biat bekleyen siyasetçilere toplumun sabrı tükenmiştir. Bu sadece bir yorgunluk değil; açık bir reddediştir.
Çünkü seçmen artık şunu çok net söylüyor:
“Yanımda olmayanı, zor günümde görmediğimi sandıkta da görmek istemiyorum.”
Seçmenin Kararını Belirleyecek 3 Kritik Alan
Önümüzdeki süreçte kararsızların yönünü belirleyecek başlıklar da aslında netleşmiş durumda:
1. Adalet ve Yolsuzlukla Mücadele
Toplumda en çok konuşulan konuların başında bu geliyor. Artık seçmen sadece vaat değil, net ve somut adımlar görmek istiyor. “Kim olursa olsun hesap verir” duygusu oluşmadan güven inşa etmek kolay görünmüyor.
Nitekim bu konuda son dönemde verilen mesajlar da dikkat çekici. AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider’in ulusal bir kanalda dile getirdiği, “Yolsuzluk bir toplumun içini kemiren kurttur. Kim yolsuzluk yapmışsa bırakın cezasını çeksin” sözleri, aslında toplumun beklentisiyle örtüşen bir yaklaşımı ortaya koyuyor.
Öte yandan yeni Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in söylem ve icraatlarının da bu doğrultuda, tarafsız ve kararlı bir şekilde devam etmesi en büyük beklenti. Çünkü yolsuzlukla mücadelede esas olan sadece söz değil; bu sözlerin herkese eşit şekilde uygulanmasıdır. Eğer bu sağlanırsa, toplumda en hızlı inşa edilecek şey güven olacaktır.
2. İç Güvenlik: Çeteler ve Suçla Mücadele
Sokaktaki vatandaş için güvenlik, artık soyut bir başlık değil. Çeteleşme, organize suç ve yerelde hissedilen düzensizlik algısı seçmenin kararını doğrudan etkiliyor. Devletin bu alandaki kararlılığı, seçmenin tercihini belirleyecek önemli faktörlerden biri.
Özellikle son dönemde çetelere, organize suç yapılarına ve kamu düzenini bozan unsurlara yönelik operasyonlar toplumda dikkatle takip ediliyor. İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’nin göreve gelmesiyle birlikte bu mücadelenin daha kararlı ve tavizsiz şekilde süreceği yönünde oluşan hava da kamuoyunda karşılık bulmuş durumda. Çünkü vatandaş artık sadece açıklama değil, sokakta hissedilen bir güven ortamı görmek istiyor.
3. Ekonomi: Maliye Politikaları ve Geçim Gerçeği
Emekliden iş insanına kadar herkes aynı soruyu soruyor:
“Yarın daha iyi olacak mı?”
Vergi politikaları, gelir dengesi ve piyasaya güven.Bunlar artık teknik başlıklar değil, doğrudan sandığa yansıyan gerçekler.
Sonuç: Bu Seçim Bir Güven Oylaması
Bugün gelinen noktada seçim sadece bir siyasi yarış olmaktan çıkmış durumda. Bu seçim, aynı zamanda bir “güven oylaması”.
Kararsız seçmen %30’un üzerindeyse, bu şunu gösterir;
Toplumun önemli bir kısmı hâlâ kararını vermediği için değil, henüz ikna olmadığı için bekliyor.
Ve bu bekleyişin bir anlamı var.
Siyaset bunu doğru okursa sonuç alır.
Okuyamazsa.
Kararsızlar sadece seçimi değil, siyasetin dilini de değiştirecek.