maltcasino

eurocasino

Modabet
Meritroyalbet
Piabet
Slotbar
onwin

manavgat escort

ankara escort

sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan kayseri escort bayan xyz forum

izmit escort
taraftarium24

istanbul escort

ankara escort bayan

aksaray haber

Hoşgeldin bonusu
hostalcampoamor mzansixxxporn meetbestpornstars latexfetishwebcamforce oldyounglesbians latinalivecamsforce telefondinlemesi viewporntube.xyz
izmir escort buca escort izmir escort izmir escort bayan izmir bayan escort escort izmir escort izmir denizli escort mersin escort

TÜM VARLIKLARIMIZ ÇOK KIYMETLİ (06.03.2021)

Son Güncelleme : 06 Mart 2021 09:03

Maden Jeologları Derneği Başkanı ve Doğu Biga Madencilik A.Ş. Genel Müdürü Ahmet Şentürk, Kaleninsesi Web TV’de yayınlanan ve Bülent Büberci’nin hazırlayıp sunduğu Dobra Dobra programına konuk oldu.

Kaleninsesi Web TV’de yayınlanan ve Bülent Büberci’nin hazırlayıp sunduğu Dobra Dobra programına konuk olan Maden Jeologları Derneği Başkanı ve Doğu Biga Madencilik A.Ş. Genel Müdürü Ahmet Şentürk, sosyal medya üzerinden canlı olarak yayınlanan programda önemli ve çarpıcı açıklamalarda bulundu. Maden faaliyetlerinin yanı sıra yatırımlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şentürk, Doğu Biga Madencilik A.Ş. olarak maden arama çalışmalarında çevreye ve doğadaki canlılara karşı gösterdikleri hassasiyete de dikkat çekti. Kirazlı'da yapılacak olan çalışmanın, dünyada 860 lokasyonda yapıldığını belirten Şentürk; “Buralarda kullanılan en ileri teknoloji, en ileri standartların Kirazlı'da kullanılacağını buradan tüm Çanakkale halkımıza belirtmek istiyorum” dedi.

Türkiye’de ciddi bir altın potansiyelinin olduğunu vurgulayan Şentürk; “Şu anda Kirazlı, Ağı Dağı gibi işletmeye hazır, Artvin'de Hod Madeni, Balıkesir'de Gediktepe onun dışında Söğütte, Diyadin de birçok bulunmuş ve üretime geçirilebilecek maden potansiyelimiz var. Bunlar çok üretime yakın projeler. Bunları devreye soktuğunuz zaman 20 milyar dolarlık bir büyüklük ortaya çıkıyor” diye konuştu.

“Ülkenin her yerinde maden projelerinde yer aldım”

Programda önce kendini tanıtarak başlayan Doğu Biga Madencilik A.Ş. Genel Müdürü Ahmet Şentürk; “Ben bir maden profesyoneliyim. ODTÜ Jeoloji Mühendisliğinden mezun oldum. Hep madencilik sektöründe çalıştım. Yaklaşık 25 yılı aşkın deneyimim var. Ömrümü bu işe verdim. Ülkenin hemen her yerinde maden projelerinde yer aldım. Tecrübeler arttıkça sadece profesyonel olarak değil madenciliğe STK’larda aktif görev alarak da katkı vermeye çalıştım ve çalışıyorum. Doğu Biga’daki görevimin yanından aynı zamanda hem Maden Jeologları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı hem de YERMAM yönetim kurulu üyesi olarak elimden geldiğince ülke madenciliğimize hizmet etmeye çalışıyorum” dedi.

“Temel prensip madendeki en iyi uygulamaları gerçekleştirmek”

Doğu Biga Madenciliğin 2009 yılından itibaren Türkiye’de faaliyet gösteren bir Türk maden şirketi olarak kurulduğunu belirten Şentürk; “Bu şirket yabancı sermayeli bir Türk şirketidir. Bunu özellikle vurguluyorum, Türkiye’de ister yerli, ister yabancı sermaye ile olsun eğer bir madencilik işletmesi yapacaksanız Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Kanunu’na bağlı bir şirket olmanız gerekiyor. Bu şirkette 2009 yılında Kanada’da faaliyet gösteren halka açık Alamos Gold firması tarafından Türkiye’ye yatırım yapma kararı alındıktan sonra Kirazlı, Ağı dağı ve Çamyurt projelerinin satın alınmasıyla Türkiye’ye girmiş bir şirket. Türkiye’ye girdikten sonra bizim maden kanunumuzun açık hükmü olarak da bir Türk şirketi kurması gerekiyordu. O şirket kuruldu ve Doğu Biga Madencilik oldu. AlamosGold’dan bahsedecek olursam;  yaklaşık 20 yıllık bir geçmişi olan genç bir maden şirketi. Meksika ve Kanada’daki altın madenleri bulunmakta ve buralarda üretim yapmakta. Bu kadar kısa sürede eşine çok az rastlanır bir şekilde Alamos dünya ölçeğinde orta büyüklükte bir maden şirketi konumuna geldi. Temel prensibi madendeki en iyi uygulamaları gerçekleştirmek. Dolayısıyla sürdürülebilir madencilik anlayışının bütün unsurlarını hakkıyla yerine getiren bir şirket diyebiliriz. Bunun uzantısı olarak zaten Türkiye’de kurmuş olduğu Doğu Biga’da bu prensipler üzerinden hareket eden bir şirket. Bu doğrultuda Kirazlı, Ağı dağı ve Çamyurt projeleri de geliştirilirken bu prensipler doğrultusunda geliştirildi” diye konuştu.

“Kirazlı Projesi Kazdağları’nda yer almamaktadır”

Kirazlı Projesi’nin Kazdağları’nda yer almadığına dikkat çeken Genel Müdür Ahmet Şentürk; “Kazdağları bildiğiniz gibi bir dağ silsilesi. Bunların başladığı ve bittiği yerler haritadan baktığınızda çok açık bir şekilde gözüküyor. Kirazlı projesi Çanakkale il sınırları içerisindedir. Bu çerçevede baktığınız zaman yani coğrafya bilgisi doğrultusunda bu soruya cevap verecek olursak herkesin de haritadan rahatlıkla görebileceği üzere proje Kazdağlarında değil, Biga dağları üzerinde yer almaktadır. Belirttiğiniz üzere Çanakkale il merkezine yaklaşık kuş uçuşu 40 kilometre kadar bir mesafede yer almaktadır. Proje aynı zamanda Çanakkale merkez ilçe, Çan ve Bayramiç ilçe sınırlarının çakıştığı bir noktada yer almaktadır.Madenin yer aldığı yani ileride açık ocak işletmesinin yapılacağı alanın bir kısmı Sarıçay drenajında bir kısmı da menderes drenajında yer almaktadır.Akarsu drenajları ele alındığı takdirde ise projenin gerçekleştirileceği alanın çok büyük bir kısmı menderes ırmağı drenajının en uç noktasında yer alıyor. Yani Atikhisar ve Menderes’i etkileyeceği söyleniyor. Ancak aslına bakarsanız orada da projenin çok küçük bir kısmı yer alıyor diyebiliriz. Bütün bunları bu açıklıkla dile getirmemin temel sebebi artık bu çağda bir lokasyonun yerini net ve açık bir şekilde tarif edebiliyor olmamız gerektiğinden dolayı bu kadar detaylı verdim. Maalesef projemiz bir gün alınıyor Kazdağları’na götürülüyor, öbürgün Sarıçay’aAtikhisar barajına götürülüyor. Bunlar oldukça üzücü. Bunun yeri çok net belli. Coğrafyayla oynayamazsınız. Hele günümüzde hiç oynayamazsınız. İnternete girersiniz uzaydan çekilmiş, havadan çekilmiş fotoğraflarda neyin nerede olduğunu çok net bir şekilde görebilirsiniz. Neticede bu proje Kazdağları’nda yer almamaktadır” diye konuştu.

“Su konusunda hassasiyet gösterilmesi son derece normal”

Projede kullanacakları su için bir rezervuar yapmayı öngördüklerini ve bu rezervuarlar için ise Kumarlar Köyü’ne yakın bir bölgede bir gölet inşaatı yaparak bunu gerçekleştirmeyi planladıklarını anımsatan Şentürk; “Su konusunda hassasiyet gösterilmesi son derece normal. Aslında sadece bizim projemiz için değil, tüm mühendislik projeleri ile ilgili olarak böyle çevresel duyarlılıklar, çevrenin nasıl etkileneceğine dair duyarlılıklar bizler için çok faydalı. Öncelikle bakış açımın bu doğrultuda olduğunun bilinmesi gerekiyor. Bizim projemizde üretim esnasında su kullanılacağı bir gerçek. Ancak bu su ne Sarıçay’dan elde edilecek ne de buna benzer etraftaki yerlerden. Biz bunun için kullanacağımız suyumuzun çözümünü de beraberinde getirdik ve projemizde su kaynağı olarak nereyi kullanacağımızı belirttik. Çünkü maden projeleri izinlere tabii olan projeler. Projemizde kullanacağımız su için biz bir rezervuar yapmayı öngördük. Bu rezervuarlar da Kumarlar Köyü’ne yakın bir bölgede bir gölet inşaatı yaparak bunu gerçekleştirmeyi planladık. Ayrıca bu gölet inşaatı yapılırken bölgenin su rezervuarlarıyla ilgili potansiyelinin de arttırılmasını hizmet etmeyi beraberinde düşündük. Yani bir yandan da kazan-kazan ilkesi ortaya çıktı. Getirdiğimiz çözüm buydu” ifadelerini kullandı.

“Proje sayesinde bölge bir gölete sahip oldu”

“Gölet inşaatı için uygun bir yer seçiminde bulunduk ve bunu ülkemizin otorite kurumu DSİ ile paylaştık” diyen Şentürk; “Bu suyun miktarı da belli.7.6 litre/sn’dir. Bunu şöyle izah edeyim örneğin 10-12 köyün su kullanımı yaklaşık 12.5 litre/saniyedir. İnşaatı yapılan bu göletin toplam su tutma kapasitesi 3.8 milyon metreküptür. Bu suyun sadece dönemsel olarak en fazla yüzde 8kadarlık bir kısmının projemizde kullanılması ön görüldü. Biz bu göleti projemiz bitene kadar kullanacağız. Proje bittikten sonra da bu gölet yine burada kalacak ve geri kalan kısmı ise bölgede yer alan köylerin yani bu bölgede yaşayan vatandaşlarımızın kullanımına ayrılacak. Köylerimizin içme, kullanma, tarımsal sulama ve eko sulama da dâhil 11 köyün su ihtiyacını karşılayacak bir proje hayata geçirildi. Kısaca bu proje sayesinde bölgemiz bir gölete sahip oldu. Maden projesi bittikten sonra da bölge bu göletten istifade etmeye devam edecek. Şu anda son yağışlarla da göletin tam kapasite dolduğunun haberlerini alıyoruz. Biz de bu bölgenin su stoğuna bu şekilde katkıda bulunduk. Kuraklık vs. ile ilgili problemlere çok fazla yorum yapmak istemem. Çünkü bizim temel prensiplerimizden bir tanesi bu iş meteorogların, iklim bilimcilerinin meselesi o yüzden onlara bırakayım konu ile ilgili yorumları. Ama şu bir gerçek ki geçtiğimiz sonbaharda yaşanan su sıkıntısı da önümüzdeki yıllarda Altın Zeybek-2 ile bizde nispeten katkı vermiş olacağız” şeklinde konuştu.

“Aynı suyu kullanmaya gayret göstereceğiz”

Altın Zeybek Göleti ile ilgili de merak edilen konulara açıklık getiren Şentürk; “Bunlar DSİ protokollerine bağlı olarak gerçekleştirilmiş bir proje. Kendi istediğiniz şekilde bu projeyi gerçekleştiremezsiniz. Bunlar izinlere tabii. DSİ size zaten bu izni verirken orada öncelikli olarak kamu yararını da gözetiyor. O kamu yararını gözeterek devletin cebinden bir kuruş çıkmadan bölgenin su ihtiyacına böyle bir katkı verecek projeye olumlu yanıt verdi. Bu aslına bakarsanız özel sektör-devlet işbirliği ile gerçekleştirilmiş son derece güzel bir örnek oldu. Burada özellikle bir konuyu tekrar vurgulamak istiyorum. Burada kullandığımız suyu devridaim ederek kullanılması planlandı. Yani suyu sürekli çevireceğiz ve aynı suyu kullanmaya gayret göstereceğiz. Bundan dolayı da ilk başlarda aldığımız su miktarı daha da azalacak. Daha sonra göletten su kullanımımız yüzde 60-70 mertebesinde azalacak. Kısaca işletmemiz boyunca biz bu gölette ki sudan sınırlı bir süreyle ve çok az yani %10’unundan daha azlık bir kısmı kullanacağız. Sonuç olarak projemizin bölgenin toplam su kaynağına gölet vasıtasıyla katkı sağlayacağını da açıkça görebilirsiniz” ifadelerini kullandı.

“Çevreyi yok etmeden üretmek mümkün”

Madencilikte sürdürülebilirlik kavramına da dikkat çeken Genel Müdür Şentürk; “Çevreyi koruyarak ekonomik ve sosyal kalkınma. Sürdürülebilirlik bu. Bu sadece madencilik için değil bütün sektörler için gözetilmesi gereken bir husus. Bu kavram, 1980’li yılların başından itibaren sadece madencilikte değil tüm üretimlerle ilgili olarak geliştirilmiş bir kavramdır. 1980’e kadar dünya nüfusunda yaşanan aşırı artış beraberinde aşırı bir üretimi getirdi. Bu kaçınılmaz bir üretim artışıydı. Çünkü yeryüzünde insanoğlu üretim yapmadan varlığını devam ettirebilmesi mümkün değil. Bu üretim arttıkça ham madde ihtiyacı da arttı. Dolayısıyla madencilikte de üretim patlamaları oldu. Hem madencilikte hem de endüstrideki bu üretim patlaması 80’li yıllara kadar yani alıcı ortamla yani çevre ile üretim ilişkisinin kurulamamasından dolayı ciddi anlamda çevresel kirlenmelere, çevre ile ilgili önemli tahribatlara yol açmaya başladı. İnsanlık bir yandan üretmek mecburiyetinde bir yandan da üretirken aynı zamanda yaşanacak bir çevre kalmayacak bir duruma geliyor. Bu paradoksun üstesinden gelinebilmesi için 1980’de Rio sözleşmesiyle sürdürülebilirlik kavramı gündeme geldi. İnsanlık bu doğrultuda şuna karar verdi: Üreteceğiz ama çevreyi yok etmeden üreteceğiz. Bu mümkün mü? Evet mümkün” dedi.

“İşte sürdürülebilirlik bu”

“Nasıl mümkün olacak bu? Siz üretim için kuracağınız projeleri daha tasarladığınız aşamadan itibaren bu projede yapılacak olan üretimin çevreye olan etkilerini öngörerek ve bu etkilerin giderilmesine dönük olarak tedbirlere projenizde yer vererek bu sorunu gidermekle yükümlü hale geliyorsunuz” diyen Şentürk; “Hatta bu yıllardan sonra yepyeni bir bilim dalı daha ortaya çıktı. O da Çevre Mühendisliği. Çevre Mühendisliği’nin meselesi mühendislik projelerinde çevresel önlemlerin yapılabilmesi için oluşturulmuş bir disiplin. İşte sürdürülebilirlik bu. Sürdürülebilirlik kavramının madenciliğe yansıması da eskiden alıcı ortama atığını, pasasını doğrudan deşarj eden madencilik anlayışından kapalı sistem izole edilmiş madencilik anlayışına dönüştü. 80 yılların öncesinde bir takım maden işletmelerine gittiğiniz zaman bunlar atıklarını derelere boşaltırlardı. Doğrudan dereye deşarj edildiği zaman deredeki bütün yaşamı yok ederlerdi. Ama 80’den sonra bu radikal değişim yani çevreye duyarlı madencilik anlayışıyla beraber kapalı sistem maden işletmeleri tasarlanmaya başlandı ve üretim bu çerçevede yapıldı. İşte bu hem dikey hem yatay anlamda madenlerin alıcı ortam dediğimiz çevresiyle ilişkisi tamamen kesilip madencilik faaliyeti oralarda gerçekleştirilmeye başlandı. Bununla birlikte bir başka husus da meydana geldi” şeklinde konuştu.

“Kapama dönemi denilen bir dönem tarif edildi”

Şentürk sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Buradaki herhangi bir maden oradaki maden cevherinin büyüklüğü ve onun üretim kapasitesi ile belli bir zaman diliminde yapılıp bitirilen faaliyetler. Bu faaliyetler bitirildikten sonra da kapama dönemi denilen bir dönem tarif edildi. Kapama dönemi; Madeninizi yapın. İşletin. Bitirdikten sonra o bölgenin doğal yapısına uygun bir şekilde restore edin ve oradan bu şekilde çekilin. Yani sürdürülebilir madencilik anlayışı doğal kaynaklar olan ve insanlığın üretimi için ham maddenin üretildiği madenciliği çevre ile uyumlu bir halde gerçekleştirmeyi mümkün kıldık. Bizim projelerimizde Kirazlı’da gerçekleştirilen projede tamamen bu çerçeve içerisinde tasarlanmış hatta yatırım maliyetlerinin %50’ye yakın kısmı çevre ile ilgili bu duyarlılıktan dolayı yatırımın içerisinde yer almıştır. Ama bu kavram sadece madencilik için geçerli bir kavram değil. Bunu mesela ‘sürdürülebilir kentleşme’ ile beraber ‘sürdürülebilir endüstriyel kalkınma’ ile de düşünmemiz lazım. Yani nerede kentleşeceğiz nerede endüstrileşeceğiz? Bütün bunlar bu sürdürülebilir kavramı içerisinde ele alındığı zaman bizim hem bir yandan üretim yapmamız hem de bir yandan yaşanabilir bir çevre içerisinde hayatımızı devam ettirebilmemiz için son derece önemli.”

“Yeraltı kaynağını ekonomiye kazandırmak için çalışıyoruz”

Kirazlı’da sistemin nasıl çalıştığına dair önemli açıklamalarda bulunan Maden Jeologları Derneği Başkanı ve Doğu Biga Madencilik A.Ş. Genel Müdürü Ahmet Şentürk, 30 milyon yıl önce oluşan yeraltı kaynağını ekonomiye kazandırmak ve bunu ortaya çıkartmak için çalıştıklarını söyledi. Şentürk; “Sürdürülebilir madencilik demiştik. İşte onun en temel özelliği neydi? Çevre. Şimdi buradaki sistem nasıl çalışıyor diye soracak olursanız öncelikle bir maden projesi temel alınarak bu duyarlılığın gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bütün mühendislik faaliyetlerinde aynı duyarlılığın gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta kentleşmenin de bu duyarlılığı göstermesi gerekiyor. Mesela birinci derece tarım alanlarına artık kentleşme yapılmaması bence de çok doğru olur. Bizim projemizde öncelikle şunun kabul edilmesi gereken bir husus maden cevheri dediğimiz şey bunlar birer doğal oluşum. Bunlar bizim yer küremizin. Plaka tektoniği depremden sonra çok yaygın bir şekilde herkes tarafından biliniyor. Doğa yani yerküremiz bunları oluşturuyor. Kirazlı'daki bu projemizde bizim madenimiz oradaki en yerli tabii oluşumlardan bir tanesi. Yaklaşık 30 milyon yıl önce oluşmuş. 30 milyon yıl önce oluşan bu yer altı kaynağını biz ekonomimize kazandırmak ve bunu ortaya çıkartmak için çalışıyoruz. Madenciliğin yapmış olduğu iş bu. İşte bu madenlerin nerede oluşacağı konusu insanın inisiyatifinde oluşan bir şey değil. Bu neredeyse orada çıkartılacak. O zaman maden nerede sorusu ortaya çıktığında o bölgenin çok iyi bir şekilde tanımlanması lazım. Yani o bölge nerede? İkinci olarak orada ne var? İşte bu soruların sorulmasıyla başlıyor her şey. Öncelikle biz bu projelerimizde uzman insanlarımızı, projelerimizin gerçekleştireceğimiz yerlere gönderiyoruz. Bunların yanında biyologlarımız, zoologlarımız hatta arkeologlarımız pek çok değişik disiplinden uzman bu bölgeye gidiyor. Anlayacağınız birçok farklı disiplinle bölge inceleniyor ve bizim projemiz için geçenler de bir çalışma yaptı arkadaşlarımız 92 uzman bizim projemiz geliştirilirken buraya katkı verdi. Bunların arasındaki bu biyolog ve zoologlarımız bölgeye gittiklerinde biz bu madeni nerede yapacaksak orada yerleşik olan o bölgede yaşayan hayvanlarımızın bir envanterini, o bölgenin bitki çeşitliliğini burada sadece ağaçlardan bahsetmiyorum. Oradaki bütün bitkilerden çiçeklerden bunlardan bahsediyorum. Bütün bunların bir envanteri çıkartıldı. Bunlar çıkartılırken çok ciddi bir entellektüel bilgi oluştu. Uzmanların sayısının bu kadar fazla olmasının sebebi yaptığımız iş yani madencilik sadece madencilik ile ilgili profesyonellerin değil diğer bütün ilgili disiplinlerinde projeye katılarak oluşturduğu bir külliyattan bahsediyoruz. Yani bu projenin de ötesinde bir şey” diye konuştu.

“Proje bittiğinde rehabilitasyon çalışması gerçekleştiriyoruz”

“Bugün bizim fizibilite çalışmalarımız, ÇED raporumuzu da birleştirdiğimizde yaklaşık 10 bin sayfalık çizimleriyle, ekleriyle yani her şeyiyle beraber bir dökümandan bahsediyoruz. Bütün bunlar o bölgede gerçekleştirilen bir çalışma” diyen Şentürk; “Bunun ben önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. Olaya bir de bu gözle bakılması gerektiğini düşünüyorum. Aslına bakarsanız bir farkındalık ortaya konuldu. Şimdi genellikle bakıldığı zaman orman olarak görüyoruz ama orada sadece orman ve ağaçtan oluşan bir hayat yok orda. Bir farkındalık ortaya çıkıyor. Yani projeyi geliştirmeden önce bir proje safhasındayken bizim bu çalışmamızın sonucunda bir farkındalık yaşanıyor. O farkındalığın sonucunda da oradaki endemikler orada yaşayan hayvanlar bütün bunların hepsi bir dökümante ediliyor ve bunu yapan kişiler konunun uzmanı olan insanlar. Yaptıkları çalışmaların sonucunda ortaya bölgenin flora faunası dediğimiz biyoçeşitliliği oradaki habitat dediğimiz yaşayan hayvanlar bütün bunların bir envanteri çıkıp bunların yaşam şekilleri ve koşulları ile ilgili bir döküman ortaya çıkar. Proje sahası içerisinde yer alan belli bitkilerin korunması gerekiyorsa bununla ilgili bize tedbirleri sunarlar. Bizde bu tedbirleri alırız ona göre çalışmalarımıza başlarız. Proje başladıktan sonra ise bütün bu bilgi proje ile birlikte o bölgedeki tüm habitatın ve tüm bitki çeşitlerinin birlikte yaşayabileceği şekilde dizayn edilerek gerçekleştirilir. Yani bizim projemizden dolayı etrafta yaşayan ve o bölgenin florasını o bölgenin habitatını oluşturan tüm canlılarla ilgili sürekli bir gözlem ve sürekli olarak onlarla ilgili kaygılanan bir ekiple bizim bünyemizde istihdam edilir ve proje esnasında bölgenin bu canlılığı ile ilgili olumsuz bütün etkiler çok büyük oranda giderilir. Proje aşamasında bir envanter çıkarılıp farkındalık yaratılıyor. Proje esnasında bu canlılarla birlikte proje yürütülecek şekilde dizayn ediliyor. Ama projeniz bittiğinde yani madencilik faaliyetiniz de bittiğinde kapama döneminde de o bölgenin tüm canlıların tekrar madencilik yapılan o alanda hayatlarında devam ettirebilecekleri şekilde bir rehabilitasyon ve restorasyon çalışması gerçekleştiriyoruz. Şimdi bu anlayışla baktığınız zaman global anlamda bütün mühendislik faaliyetleriniz bu ciddi çalışma ile gerçekleştirildiğinde ortaya büyük bir farkındalık çıkıyor” şeklinde konuştu.

“Bölgedeki canlılar bizim de canımız”

Çalışma dönemi boyunca bölgedeki bitkilerden hayvanlara kadar tüm canlılar için ‘Onlara gözümüz gibi bakacağız’ diyen Şentürk; “Biz çok kaba şekilde görmüş olduğumuz ormanların aslında ne kadar büyük bir biyoçeşitliliğe sahip olduğunun farkındalığı da beraberinde geliyor. Biraz önce Altın Zeybek 2'de ki bizim bölgeye olan faydamızı belirtmiştim. Bu anlamda da bizim bölgeye getirmiş olduğumuz bu entellektüel bilgi bu akademik ve uzmanlık bilgisiyle biz bölgenin o flora faunasına da habitatına da çok ciddi katkı vermiş olduğumuzu düşünüyoruz. Bununla ilgili de çok ciddi tedbirler alarak örnek bir üretim şekli ortaya koyarak bütün diğer sektörlere de örnek teşkil edecek bir çalışma yapacağımızı umuyoruz. Bölgenin flora faunası bitkilerinden hayvanlarına kadar hepsi biz burada çalıştığımız dönem boyunca onlara da gözümüz gibi bakacağız. Onlar da bizim canımız sadece madeni işletmekle değil bizim asli görevlerimizden bir tanesi de onları korumak. Bunu vir taahhüt olarak tüm Çanakkale halkına tüm Türk toplumuna bu şirketin en yetkili kişisi olarak bu taahhütte bulunuyorum. Bu taahhüt sadece bana bağlı bir taahhüt değil bu bizim ÇED raporumuzda, bu bizim projelerimizde verilmiş yazılı bir taahhüttür. Onu bu şekilde insanlarımıza iletelim müsterih olsunlar. Oradaki canlılar bizim de canımız” ifadelerini kullandı.

“Siyanür insanda kronik bir etki yaratmıyor”

“İşletmenizde siyanürle ilgili ne tür önlemler alacaksınız? Kullanacağınız siyanürün çevreyi ya da yeraltı sularını etkileme ihtimali var mı?” sorusuna da yanıt veren Genel Müdür Ahmet Şentürk; “Bunu sormaları son derece doğal ve bizim için de önemli. Sürdürülebilirlik demiştik ya sürdürülebilirliğin olmazsa olmazı şeffaflık. Onun için size minnettarım. Siz bu soruları soruyorsunuz biz de bunu cevaplandırmak durumundayız ve o bölgede yaşayan insanlarımızın içi rahat etmesi lazım. Şimdi öncelikle siyanüre bakmak lazım. Çünkü siyanür bir kimyasal bileşik. Sonuç olarak bunu nasıl kullanacağınız ne şekilde bununla bir üretim gerçekleştireceğiniz bu sizin elinizde olan bir şey. Siyanürle ilgili siyanürün madencilikte kullanımı sadece madencilikte değil diğer pek çok sektörde kullanımı yüzyıllardır var olan bir şey. Hatta Türkiye'de ki siyanür kullanımın sadece %3-4'ü madencilikte kullanılır. Siyanür kronik bir etki yaratmıyor insanda. Siyanürün insanda yaratmış olduğu akut bir etki var. Ondan dolayı çok hassas bir şekilde çok iyi bir şekilde kullanılması gerekiyor. Bu dikkatli kullanımının kodu yazılmış yani siz siyanürü ilk almış olduğunuz üreticisinden başlayarak bunun transferine tesisinizde kullanılacak bütün detaylı olarak bununla ilgili bir kod yazılmış. Bununla ilgili bir uluslararası kuruluş var. Geçmişte siyanür kullanılan bazı tesislerde bu sadece maden tesisleriyle de sınırlı değil bazı kazalar yaşanmış olumsuz tecrübelerden ders alınmış ve bunlar bir külliyat haline getirilmiş ve bunların nihayetinde siyanürü en doğru düzgün nasıl kullanacaksınız hangi hassasiyetle kullanacaksınız bunun bir kodu yazılmış. Bu kuruluşun adı da ICMI. Bu kuruluşun ortaya çıkmasında da temel neden bir maden kuruluşunda yaşanan hadiseden sonra ortaya çıkıyor. Bu olayın sonucunda yayımlanan kodda eğer siyanür kullanılacaksa adım adım bütün bunları önlemleri alacaksın ve buna göre gerçekleştireceksin. Şimdi biz bu koda göre projemizi gerçekleştirdik. En başından beri biyoçeşitlilikle ilgili bir rehber takip ediyoruz. O rehbere göre hareket ediyoruz. Siyanürde de keza aynı şey söz konusu” dedi.

“Yeraltındaki cevheri çıkartıyoruz, öğütüyoruz”

Yeraltına siyanürlü solüsyonun kaçmasının ya da sızmasının söz konusu olmadığını dile getiren Şentürk; “Peki siyanür neden kullanıyor derseniz; siyanürün özelliği şu altınla gördüğü anda altını solüsyonun içerisine almak gibi bir özelliği var. Yani yeraltı kabuğundaki altının elde edilebilmesi için size en elverişli kimyasalların başında siyanür geliyor. Bu siyanürü kullanarak ancak bu altını elde edebiliyorsunuz. Bizim yapmış olduğumuz şey yeraltındaki cevheri çıkartıyoruz, bunu öğütüyoruz. Öğüttükten sonra yer altında sızdırmaz yüzeyler oluşturarak 50 cm'lik sızdırmaz bir tif tabakası burada öğütülüyor. Daha sonra suyun içerisinde çözelti halinde olan siyanür aşağıya veriliyor. Ancak en altta sızdırmaz bir taban oluşturmak zorundasınız. Çünkü siyanürlü solüsyonu yukarıdan verdiğiniz zaman bu yığının altında içerisinde altına abzorbe birikiyor. Bizim amacımız o solüsyonun içerisindeki altını elde etmek. Dolayısıyla yer altına siyanürlü solüsyonun kaçması ya da sızması söz konusu dahi değil. O siyanürlü malzemeyi alıyoruz, o siyanürlü solüsyonun içerisinde daha sonra elektroliz dediğimiz bir sistemle altını solüsyondan ayırarak altını elde etmiş oluyorsunuz” diye konuştu.

“Kirazlı’da en ileri teknoloji kullanılacak”

En ileri teknolojinin ve en ileri standartların Kirazlı'da kullanılacağını tüm Çanakkale halkına duyuran Şentürk;  “Daha öncede Altın Zeybek de bahsetmiştim. Biz hep suyu devir daim ile kullanıyoruz. O solüsyonun tekrar yığının içerisine getiriyoruz. Tekrar yığının içinde kullanarak yine aynı suyla o suyu bir araç gibi kullanarak bir devir daim halinde altını cevherden ayırma işleminde kullanıyoruz. Burada siyanür ile ilgili hassasiyet artık o noktalara gelmiş durumdaki bunların kodu kullanımı ile ilgili sertifikasyonlarda söz konusu. Bu ICMI uzmanları tarafından denetleniyorsunuz. Bağımsız denetimciler olarak ve %100bunun uygulamasıyla yani bu kodun size oluşturmuş olduğunuz bir rehbere göre bir üretim yaptığınız tespit edildikten sonra da sertifikalandırılıyorsunuz. Bizim bu projemizde tamamen bu prensipler çerçevesinde oluşturuldu. Yani buradan bir kez daha vatandaşımıza bir taahhüt olarak bunu dile getireyim. Kirazlı'da yapılacak olan çalışma dünyada 860 lokasyonda bu tip bir madencilik yapılıyor. Buralarda kullanılan en ileri teknoloji en ileri standartların Kirazlı'da kullanılacağını buradan tüm Çanakkale halkımıza belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

“Altına talepte dünyada ilk 3'e giriyoruz”

Altın üretiminin ülkeekonomisi için önemine de değinen Şentürk; “Cumhuriyetimizin kurulduğu yıllarda madencilik aslına bakarsınız atamızın bir devrimi olarak adlandırıyoruz biz. Modern madenciliğin ülkemize gelmesinde kurmuş olduğu müesseselerle Atatürk bu işi ilk başlatmış ve bu hedefi ortaya koymuştur. Hatta 1933'de Altın Arama ve İşletme İdaresini kurarak bu işler başladı. O daha sonradan diğer madenlerde aransın bulunsun işletilsin diye 1935'de MTA'ya dönüştürüldü. Biz de bu uğurda çalışıyoruz ama atamız 1933'de Altın Arama ve İşletme İdaresini kurmasına ve bu hedefi ortaya koymasına rağmen ülkemizde ilk altın üretiminin gerçekleşmesi için 67 yıl bekledik. İlk altın ülkemizde Bergama'da Ovacık Madenin de 2000 yılında üretilmeye başlandı. Ama yine de içimiz müsterih kurucularımızın koymuş olduğu bu hedef ülkemizde gerçekleşti. Ülkemizde altın madenciliği neden önemli diye sorarsanız; bu dünyanın her yerinde önemli olan bir meta. Altın çok özel bir metal. Altın için dünyadaki maden şirketleri yaklaşık 5-6 milyar dolarlık bir bütçe ayırıyorlar altın madenleri bulabilmek için. Buradaki aranan diğer bütün madenlere eş bakır çinko kurşun nikel vs. bütün bunlar için 6 milyar harcanıyor. Altın için tek başına 6 milyar. Yani altın önemlidir ya da değildir gibi tartışmaları çok anlamsız buluyorum. Ülkemizdeki altına talep dünyadaki ilk 3'e giriyoruz. Türkiye-İtalya-Hindistan en fazla talep eden ülkeler. Neden bizim ülkemizde bu kadar talep görüyor? Bir Türkiye'de çok güçlü bir kuyumculuk sektörü var. Burada işlenen altının ihraç edilmesiyle ülkemize çok büyük bir gelir sağlanıyor” dedi.

“Ülkemizde ciddi bir altın potansiyeli var”

“İkinci bir önemli husus ise ülkemizde yaşayan hane halkı yani biz sıradan vatandaşların öncelikli olarak tasarruf aracı olarak altını tercih etmemizden kaynaklanıyor” diyen Şentürk; “Bu çok önemli bir şey ülkemizde yaklaşık vatandaşımızın elinde 3 bin ile 5 bin ton arasında bir altın rezervinin olduğunu tahmin ediyoruz. Burada çok net istatistikler maalesef veremiyoruz. Ama kötümser bir tahminle 3 bin ton iyimser bir tahminle 5 bin tonluk bir rezervin oluşması söz konusu. Bunu ne ile kıyaslayabiliriz. Amerika Birleşik Devletleri dünyada ekonomisi en güçlü olan ülke olarak biliyoruz. Toplam altın rezervi 8 bin ton. Bakın böyle baktığımız zaman içerisinden geçtiğimiz Covid-19 döneminde ki bunlara karagün diyoruz. Pek çok esnafımız çalışamıyor. İşletmelerini kapatmış durumda. Kara günler için tasarruf edilmiş bir altınımız var. Bunlar devreye giriyor. Ülkemiz için böyle bir sosyal boyutu da var bu işin. Bakanlığımızın ve Cumhurbaşkanımızın ifade etmiş olduğu hedef öyle durduk yerde ortaya konulmuş bir hedef değil. Ortalama olarak çok fazla altın talebimiz olduğu için bu oran 160 ton civarında. Bu altının sadece 42 tonunu biz üretiyoruz. Geri kalan 120 tonluk kısmı ki bunlar ortalama rakamlardan bahsediyorum. Bu yıl talep 300 tonları buldu. 10-15 yıllık ortalama da 160 tondan bahsediyorum. O aralıklarla da ki 20 tonluk kısım biz buna döviz ödeyerek yurtdışından getiriyoruz bu altını. Ülkemizde ciddi bir altın potansiyeli var. Şu anda Kirazlı, Ağı Dağı gibi işletmeye hazır, Artvin'de Hod Madeni, Balıkesir'de Gediktepe onun dışında Söğütte, Diyadinde birçok bulunmuş ve üretime geçirilebilecek maden potansiyelimiz var. Bunlar çok üretime yakın projeler. Bunları devreye soktuğunuz zaman 20 milyar dolarlık bir büyüklük ortaya çıkıyor. Bunlarla birlikte kısa bir vadede üretimimizin 60 tona ulaşması içten bile değil. 160 tonluk talebin 60 tonunu böylece ülkemizden elde ediyorsunuz. Yani dışarıdan dövizle alacağınız önemli bir meblağı siz ülkenizde üreterek ülke talebinizi karşılıyorsunuz. Bahsettiğimiz rakamlar büyük rakamlar bunlar cari işlemleri açısından ülkemizin çok önemli rakamları. Bundan dolayı ülkemizi yöneten bakanımız Cumhurbaşkanımızın 100 tonluk hedefi ortaya koydu. 100 tona ulaşmakta etkin bir maden aramacılığıyla mevcut potansiyellerimizin ortaya çıkartılmasıyla mümkün. Bunu madenleri arayan mesleğe mensup birisi ve onların oluşturmuş olduğu maden jeologları derneğinin de bir başkanı olarak rahatlıkla tüm kamuoyumuza iletebilirim. Bu yönüyle de aslına bakarsanız ülkemizin insanlarının umutlu olmasını isterim” şeklinde konuştu.

“İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili tedbirler alınıyor”

“Madenlerle ilgili gelen sorulardan büyük çoğunluğu da madenlerde yaşanan iş kazalarıyla alakalı. İş sağlığı ve güvenliğine yönelik çalışmalarınız var mı?” şeklindeki soruya Şentürk şu cevabı verdi; “Bizim İş Sağlığı Güvenliği'nden sorumlu direktörümüz Tarkan Yazıcı var. Onun bir sözü mevcut diyor ki bizim çalışanlarımızın çocuklarına bir sözümüz var. Biz çalışanlarımızın çocuklarına şunu diyoruz. "Sabah anneniz ve babanız işe gelirken onlardan nasıl ayrılıyorsanız akşam aynı şekilde yanınıza geleceğini biz size vaat ediyoruz. Yine burada çalışanlarımızın çocuklarına yani sevenlerine bir taahhüdümüz var. Ülkemizde madenciliğin geneline baktığımız zaman çok ciddi iş kazalarını yaşadık. Çok önemli kazalar ülkemizde gerçekleşti. Ama 19 tane altın madeninden bahsettiniz hatta bunlara çok ileri bir teknolojinin kullanıldığı bakır madenlerimizi ekleyebiliriz. Buralarda tek bir ölümlü iş kazası 20 yıldır ülkemizde altın madenciliği yapılıyor, söz konusu değil. Nedeni de iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili alınan tedbirler de yine biraz önce belirttiğim siyanür kullanımında nasıl bir standart söz konusuysa iş sağlığı güvenliğinde de bu standartlarda burada çalışmalar gerçekleştiriliyor. O çocuklarımıza verdiğimiz sözü yerine getirmek için bu standartlardan en ufak bir taviz vermemiz söz konusu dahi olamaz. Bizim maden sahalarımız kapalı sistemler çit alanları, çit alanının içerisine girecek olan kişi unvanı ne olursa olsun kapıdan içeriye girdiği andan itibaren bizim iş sağlığı ve güvenliği prensiplerimize uygun olarak hareket etmek mecburiyetindedir. Yani siz bir maden sahası içerisinde baretsiz bir kişiyi görmeniz mümkün değildir. Başka bir ölçüyü daha dile getireyim. O da şu; maden sahası içerisinde herhangi bir çalışanın hayati risk gördüğü anda bütün işletmenin üretimini durdurabilecek bir alarm verme yetkisi vardır. Ve bu alarm karşılığını bulur. işte bu hassasiyetle İş Sağlığı Güvenliği ile ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

“En önemli unsurlardan bir tanesi de sosyal politikalarımız”

“İstihdam ve satın alma politikanız nasıl olacak? Yöreye bununla ilgili taahhütleriniz nedir?” sorusu üzerine de açıklamalarda bulunan Şentürk; “Sürdürülebilirlik kavramımızın içerisindeki en önemli unsurlardan bir tanesi de sosyal politikalarımız. Bu çok kapsamlı bir politikaları içerisinde barındırır. Öncelikli olarak dediğimiz gibi maden yatırımlarını yapmak için yer seçimi gibi bir lüksümüz yok. Nerede ise mesela bu madenimiz 30 milyon yıl önce bildiğimiz lokasyonda oluşmuş. Burada bunu işletmek zorundayız. O zaman biz buralara biraz da davetsiz misafir gibi gidiyoruz. Çünkü orada yaşayan insanlar var. O insanlarla iletişimimiz tamamen bu anlayış içerisinde "Biz size uyacağız. Sizin bize uymak gibi bir zorunluluğunuz yok" bu temel prensipten yola çıkarak biz oraya gidiyoruz. İster istemez orada yaşayan insanlarında hayatlarını etkiliyoruz. Çünkü belli bir coğrafi alanı siz belli bir süre ile de olsa bu işletme için kullanıyorsunuz. O zaman bu insanlarla bir iletişiminiz etkileşiminiz var. İşte bu etkileşimi de çok sağlıklı bir sistemin oluşturulması lazım. Madem bu faaliyeti orada gerçekleştiriyorsunuz o bölge halkının da bundan istifade edebilmesinin yollarını sonuna kadar açmanız gerekir. Bu anlamda bizim işe alım politikamız çok net. İstihdam edebileceğimiz çalışanlarımızın mümkün olduğunca o bölgenin insanlarından istihdam edilmesi hedeflerimizden bir tanesi. Buradaki yapmış olduğumuz çalışmalarda %80'e varan bir istihdamın o bölgeden yani Çanakkale il sınırları içerisinden istihdam edilmesini hedefliyoruz. Diğer bir taahhüttümüz de bizim bu yapmış olduğumuz üretimlerin büyük bir kısmı bizim maliyetlerimizi oluşturuyor. Yani yaklaşık olarak üretimden elde etmiş olduğumuz gelirin %50'si maliyet %25'ine yakın kısmı vergiler ve devlete yapılacak ödemeler şeklinde gerçekleşecek. İşte o %50'lik dediğimiz maliyetlerimizin sebep olduğun bir takım satın almalarımız söz konusu.Üretim esnasında kullanmış olduğumuz malzemeler. Burada ortaya koymuş olduğumuz tedarik politikamız yani satın alma politikamızda projemizin merkezinden genişleyerek halkalar oluşturuyoruz. Bu halkalar içerisinde de mümkün olduğunca tedariği bölgeden sağlamak bölgenin esnafından, sanayisinden, iş insanlarından sağlamayı hedefliyoruz. Hatta bununla ilgili Ticaret Odası'na da bir taahhütte bulunduk. Bunu bütün Çanakkale'de ki iş sahibi insanlara da iletmek istiyorum. Satınalma politikamızda öncelik bölgeye aittir” ifadelerini kullandı.

“Türkiye'de çok güzel örnekleri var”

Toplumun kalkınması için gerçekleştirdikleri ve hayata geçirmeyi planladıkları projelere değinen Şentürk; “Burada şöyle bir durum var. Bölgeye siz gidiyorsunuz, o bölgede bir refah seviyesi var ve sizin bu refah seviyesini yükselteceğiniz kesin. Ama bunu sınırlı süre ile yükselteceksiniz. Size diyorlar ki sürdürülebilir madencilik konusunda burada siz ayrıldıktan sonra refahın tekrar düşmesi ile yaşanabilecek olan sosyal depresyona dönük olarak da ileri dönük projeler geliştirmeniz lazım. Bunun anlamı refahın belli bir seviyede tutturulabilmesi için burada geliştireceğiniz sosyal projelerle sürekli projelerin devreye alınması. Bunun Türkiye'de çok güzel örnekleri var. Kimi bölgelerimizde belli atölyeler kuruluyor. Buralarda örneğin özellikle Lapseki'de ki madende bildiğim kadarıyla iş kıyafetleri üreten bir atölye devreye sokuldu. Hatta başka alanlar özellikle tarımsal bir takım faaliyetlere öncülük ediliyor. Ve bunlar kalıcı ekonomik gelir sağlayabilecek faaliyetler konusunda taahhütlüyüz. Bizden sonra buradaki insanların gelirlerini belli seviyede tutturabilmeleri aynı seviyede devam ettirebilmesi ve o refahın devamlılığı için sosyal projeler geliştirmeyi de projemizin bir parçası olarak görüyoruz” şeklinde konuştu.

“Sosyal iletişimin gereklerini yerine getirmeye çalışıyoruz”

Yöre halkıyla ilişkileri ve bölgeye yapılan yatırımlara dair Şentürk,Bizim bölgemizde göleti de içine kattığımız zaman birinci derece de projemize yakın 8 tane köyümüz var. Buradaki köy muhtarlarıyla düzenli olarak toplantı gerçekleştiriyoruz. Bu toplantılar esnasında bizim geleneğimiz olan İmece anlayışının bir parçası olarak, madem biz varız, bizde herhangi bir köy sakini gibi orada kabul ediyoruz kendimizi. Oradaysak o bölgedeki insanların, o köyün ihtiyaçlarına, o köyde yaşayan, o köylerde yaşanan geleneklere uygun hareket etmemiz gerekiyor. Bunlarla ilgili temel prensibimiz de şu;‘Hepimiz bir el verelim’. O köyde yaşayan insanlar nasıl birbirine el veriyorsa bizde imkanlarımız nispetinde onların ihtiyaçlarına elimizden geldiğince destek veriyoruz. Mesela su sorunları oluyor ve buna bir çözüm sağlamak için birlikte yaşıyor olmanın gerektirmiş olduğu şekilde el birliği ile davranmaya çalışıyoruz. Ancak biz orada en yeniyiz. En yeni olmamızdan dolayı onların kültürel hayatına uyum sağlamaya çalışıyoruz. Yeri geliyor hayırlar yapılıyor. Biz de bu hayırlara katılıyoruz. Bu da hep beraber moral motivasyonumuzu sosyal değerlerimizi güçlendiren hususlar. Ramazan geliyor biz de oradayız. Biz de onlarla beraber ramazan ayını yaşıyoruz gibi. İşin bir de bu boyutu var. Bunlar sosyal iletişimin gereklerini yerine getirmeye çalışıyoruz. O bölgenin sakini olarak üstümüze düşeni de yerine getirmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda bizim gibi kurumların bazı hadiselere de duyarlılık göstermesi lazım. Eğitim konusunda, çocuklarımıza burs vermek, öğrenci okutmak gibi. Mesela pandemi ile uzaktan eğitim devreye girdi. Uzaktan eğitim için çocuklarımızın her birinin tablete ihtiyacı oldu. Bunlara sırtımızı dönecek halimiz yok. İmkanlarımız dahilinde buralara ağırlık vermeye çalıştık. Yaz aylarından sonra biliyorsunuz Çanakkale'de Covid bir artış gösterdi. Hastanelerimizin ihtiyacı oldu. Biz de bu süreçte pek çok insan gibi hastanelerimizle iletişime geçip ihtiyaçlar doğrultusunda ne kadara imkanımız yetiyorsa o kadarıyla katkı sağlamaya çalıştık. İşte bu anlayış sürdürebilirlik anlayışı o farkındalıkla hareket ettiğiniz zaman doğal olarak gelişen bir şey. Bunlar zaten çok da planlanan şeyler değil. Çünkü siz organizasyonunuzu buna göre oluşturuyorsunuz. Organizasyonunuzun içerisinde belli çalışanlarınızı bu duyarlılık için istihdam ediyorsunuz. Onlardan size gelen geri beslemelere de siz cevap verdiğiniz zaman üstünüze düşen vazifeleri yerine getirmiş oluyorsunuz” dedi.

“Meyvelerden elde edilecek olan gelir vatandaşlarımıza kalacak”

Ağaçlandırma ve rehabilitasyon çalışmaları konusundaki hassasiyetlerini dile getiren Şentürk,Altın Zeybek 2'de bir gölet gövdesi yapılması gerektiği için malzeme almanız lazım bir taşocağından. Biz o inşaat için taşocağından malzeme aldık. Orada belli bir açık ocak oluştu. Bir de inşaat kalıntıları bölgede oluştu. Buralarda biz açık ocak işletmemizi bölgenin topoğrafyasına uygun olacak gözümüzü rahatsız etmeyecek bir şekilde terasladık. Terasladıktan sonra da yine o bilim uzmanlarımız tarafından tespit edilen ağaçların ekimini oraya sağladık. Ama burada ağaç tercihi yaparken aynı zamanda kalıcı bir ekonomik katkı getirsin. Kumarlar Köyümüze ceviz ağacının bölgeye uygun olduğunu öğrendik. Bir de fıstık çamını önerdiler. Bunları ektik ve ilerde meyve verecekler. Bu meyvelerden elde edilecek olan gelirin ciddi bir gelir olacağını düşünüyoruz. Bunlar tamamen Kumarlar Köyündeki vatandaşlarımıza kalacak. Biraz önce bahsettiğim gibi refahı belli bir seviyede tutturmak için ileriye matuf yapacağımız çalışmalar o prensipte burada maden projemizin küçük bir örneğini gösterdi. Taş ocağını kullandıktan sonra nasıl terk ettiğimizi de görebilirler. O bir rehabilitasyon restorasyon çalışmasıdır. O taşocağının işletilmesi de bir madencilik faaliyetidir. Bunu böyle görmek gerek. Ayrıca inşaat alanları var o inşaat alanlarının içerisinde de bir bitki örtüsünün oluşması için çalışma yapıldı. Hatta bize bir reçete verildi bölgede diğer bitki ve canlılara zarar vermeyecek bir bileşim de bölgenin yeşillendirilmesini, çiçeklendirilmesine de katkı sağlamaya çalıştık. Orada çiçekler ve lavantalar var. İlerde olur ya burada bir arıcılık yapılırsa onları da besleyecek nitelikte seçilmesine de gayret sarf ettik. İnşallah Nisan ayının başı gibi o bölgemizde bu rehabilitasyonun sonucunu çok daha güzel bir şekilde görebileceğiz diye umut ediyorum” ifadelerini kullandı.

Bülent Büberci

 

 

 

 

 

 

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle

Son Eklenenler

1xbet - bahsegel - betboo - betebet - betpark - betpas - bets10 - betvole - celtabet - cratosslot - dinamobet - grandbetting - imajbet - jojobet - jokerbet - marsbahis - mobilbahis - perabet - restbet - sekabet - superbahis - tempobet - tipobet - vdcasino - vevobahis - youwin - casinovale - retrobet - betsmove - klasbahis - betasus - kalebet - casinoslot - sultanbet - ultrabet - betgaranti - betorder - aresbet - betkanyon - pasgol - ligobet - oslobet - avrupabet - atlasbet - hititbet - matadorbet - jestbahis - casino siteleri - kaçak bahis - kaçak iddaa - bahis siteleri - canlı bahis - illegal bahis - güvenilir bahis siteleri - deneme bonusu

bahis siteleri - cratosslot - betebet - güvenilir bahis siteleri - deneme bonusu - kaçak iddaa - deneme bonusu - supertotobet - matadorbet - matadorbet - deneme bonusu - supertotobet - vr etkinlik -

istanbul escort - anadolu yakası escort - çapa escort - şirinevler escort - avrupa yakası escort - şirinevler escort - halkalı escort - beylikdüzü escort - istanbul escort

hd porno - porno izle - porno -

avcılar escort - kayaşehir escort - beşiktaş escort - türbanlı escort - halkalı escort - taksim escort - escort bayan - istanbul escort - esenyurt escort - şirinevler escort - sakarya escort - muğla escort - istanbul escort - mersin escort - ankara escort - ankara escort

elazığ escort - van escort - gaziantep escort - ankara escort - mecidiyeköy escort - ümraniye escort - istanbul escort - beylikdüzü escort - esenyurt escort - ataşehir escort - şirinevler escort - anadolu yakası escort - https://vipescortss.com/

film izle - film izle - film izle - film izle - film izle - film izle - film izle - film izle - film izle - film izle - film izle - film izle - torrent - film izle - film izle -

takipçi satın al - takipçi satın al - buy instagram follower - twitter takipçi hilesi

Sihirlibaskı | Online Matbaa