porno video porno izle free porn sikiş izle türkçe porno porno

Tarihin İzleri 11.07.2019

Son Güncelleme : 11.07.2019 10:07

  HER ŞEY BÖYLE BAŞLADI…



Lumiere kardeşler 13 Şubat 1895 yılında kinetoskoptan ilham aldıkları sinematografın patentini almayı başardılar. Sinema, tarihini başlatmış oldular böylece.

‘’Cinematographe Lumiere’’ geliştirdikleri sinematografın patent adıydı. İlk sinematograf hem alıcı hem de gösterici işlev görüyordu. Alıcının çektiği görüntülerin basımı da sinematografın içinde gerçekleşiyordu. En önemlisi de görüntüleri perdeye yansıtmak için gereken hız da kardeşler tarafından bulunmuştu. Lumiere kardeşlerin ilk filmlerinde objektifin önünden saniyede 15 görüntü geçiyordu. Sessiz sinema 1920-1922 yılına kadar saniyede 16 görüntü, daha sonrasındaysa saniyede 18 görüntü kullanılacaktı. Sesli sinemaya geçildiğinde ise sesinde görüntüye uyum sağlaması için bu hız saniyede 24 görüntüye yükseltilecekti.

Lumiere kardeşler ilk gösterimlerini 22 Mart 1895’de Paris’te ulusal sanayi destekleme derneğinde yaptılar. Film ‘’Lumiere Fabrikasından İşçilerin Çıkışı’’ adını verdikleri bir dakikadan biraz daha uzun süren bir yapımdı. Daha sonrasında çeşitli derneklerde de gösterim yapıldı ve çok büyük bir ilgi gördü. 28 Aralık 1895’de ise ilk halka açık gösterimini gerçekleştirdi Lumiere kardeşler. İlk gösteride on film sunuldu ve yaklaşık yarım saat sürdü. Program şöyle tanıtılıyordu:

 ‘’Avrupa’nın bir yerinde bir istasyon, bacasından fosur fosur kara dumanlar savrulan bir lokomotif, peşinde takılı vagonlar duruyor. Rıhtım üzerinde telaşlı insanlar gidip geliyor. Ama ne gidiş geliş! Hepisini sara nöbetine tutunmuş sanırsınız. Hareketler o kadar hızlı, ölçüsüz ve acayip ki… Tren kalktı elbette ki sessiz sedasız. Aman Yarabbi! Üstümüze doğru geliyor! Zindan gibi salonun içinde kımıldamalar oldu. Trenin perdeden fırlayıp seyircileri çiğnemesinden korkanlar, ihtiyaten yerlerini terk ettiler. Hani ya bende korkmadım değil; lakin merak gelip beni iskemleye mıhladı. Bereket versin ki tren çabuk geçip gitti.’’

İzleyici kitlesi o gün bizim gibi perdeden akıp giden ve bir hikâyesi olan anlatımlar istemiyordu. Kitlenin tek bir beklentisi vardı, canlı ya da cansız perdede hareket eden gözleriyle görebildikleri görüntüler. Onlar geçip giden bir treni seyretmekten haz duyuyorlardı. Hızla ilerleyen insan güruhunu görmekten zevk alıyorlardı. Bu görüntüler onlar için mucizevîydi.

Başlangıçta kardeşler bu işin geleceğinden ümitsiz oldukları için çekimlerinin yalnızca altı ay, bir yıl arasında devam ettireceklerini söylediler. 1896’da İstanbul’a geldiler. Haliç’in Panoraması, Boğaziçi Kıyılarının Panoraması, Türk Topçusu, Türk Piyadesinin Geçit Töreni adlı filmler çektiler. İki yıl sonra kardeşlerin elinde 1000’e yakın film vardı. İzleyenlerin ancak okuyarak ya da gezerek elde edebilecekleri bilgileri ve yöreleri, olayları beyazperde de görmelerini sağlayan yeni bir iletişim yöntemi çıkmıştı ortaya. Kardeşlerin ünleri ve filmleri hızla yayılırken tepkilerle de karşılaşırlar. Amerika’da halk bu filmleri seyretmek için yoğun bir istek duyarken, üreticiler ‘’Amerika, Amerikalılarındır’’ diyerek kardeşlere engel olmaya çalışırlar. Lakin engellemeler işe yaramaz ve beyazperde akıp gider dünyanın dört bir yanına.

Zaman ilerledikçe izleyici artık perdeden geçen görüntülerden ziyade bir hikâyenin resmedilmesine daha çok ilgi duymaya başladıklarında Lumiere sineması gördüğü ilgiyi kaybeder lakin onların açtıkları yol bizi bugünün dev sinema sektörüne taşır. Hayatımızı etkileyen oyuncular, yönetmenler, hikâyeler hızla dökülür perdeden içimize…

 

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle