eurocasino

Modabet
Meritroyalbet
Piabet
Slotbar
onwin

manavgat escort

ankara escort

sakarya escort bayan sakarya escort escort sakarya adapazarı escort webmaster forum
izmit escort
taraftarium24

istanbul escort

ankara escort bayan

aksaray haber

Hoşgeldin bonusu
hostalcampoamor mzansixxxporn meetbestpornstars latexfetishwebcamforce oldyounglesbians latinalivecamsforce telefondinlemesi viewporntube.xyz
izmir escort buca escort izmir escort izmir escort bayan izmir bayan escort escort izmir escort izmir denizli escort mersin escort

4 BÜYÜK AŞK (14.02.2021)

14 Şubat 2021 13:28
4 BÜYÜK AŞK (14.02.2021)

Bugün 14 Şubat 'Sevgililer Günü'. Birçok medeniyetin yaşadığı kadim bir coğrafyaya sahip Çanakkale ve çevresi, tarihi kadar dillere destan büyük aşklara da ev sahipliği yapması ile de ilgi ve dikkat çekiyor.

14 Şubat Sevgililer Günü’nde, Çanakkale’nin tarihi ve kültürel mirasına ait olan 4 aşk hikayesini siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz. Çanakkale bin yıllardır birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir kent olarak, dillere destan, unutulmayan aşklara da tanık olmuştur. Çanakkale ve yöresinin büyük aşklarından ilki dünyaca ünlü Troya Savaşı’nın baş kahramanları Truvalı Helen ve Paris. Diğer büyük acı aşk efsanesi ise Çanakkale Boğazı’na aşklarını ve hayatlarını veren Leandros ve Hero’nunhikayesi. Günümüze en yakın Dumlupınar denizaltısında yaşamını yitiren gencecik üsteğmen İsmail Türe ve nişanlısının anısı. Son olarak da Bin Pınarlı İda Dağı’nın şahitlik ettiği, Ovalı Hasan ve Oba kızı Emine’nin aşkı.

LEANDROS VE HERO

İstanbul Boğazı’nın incisi Kızkulesi’nin biricik hikayesi aslında Çanakkale’ye aittir. Çanakkale Boğazı’na geçmişte verilen isim Hellespontos idi. Hellespontos’un yani Çanakkale Boğazı’nın Avrupa yakasındaki kenti Sestos,  Anadolu yakasındaki kenti ise Abydos. Çanakkale Boğazı o kadar çok kahramanlık ve aşk hikayelerine tanık olmuştur ki kimisi bu aşk hikayesi gibi biraz daha ikinci planda kalmıştır.

Abydos’ta kral oğlu Leandros yaşarken, Sestos’ta aşk tanrıçası Aphrodite’nin rahibelerinden Hero yaşarmış. Hero ile Leandros bir şekilde kalplerini birbirlerine armağan etmişlerdi. Sestos’taki bahar şenliğinde Abydos’lu yakışıklı Leandros getirdiği hediyeleri sunarken Hero’yu görünce nefesi kesildi.

HER ŞEYE DEĞERDİ

Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasında bulunan Abydos’un kral oğlu Leandros ve Sestos’lu rahibeye kavuşmak istedi. Güzeller güzeli Hero bir rahibe olarak evlenemezdi.Hero bu aşkı reddetse de Leandros’un aşkı öylesine büyüktü ki sonunda rahibenin de kalbine aşk ateşi düştü. Hero’nun fırtınalı ve zifiri karanlık gecelerde balıkçıların yollarını bulabilmeleri için yaktığı ateş bir şekilde ona sevgilisini getirmişti. O ilk buluşmadan sonraki günlerde de Hero’nun yaktığı aşk ateşine doğru Leandros yüzmeye devam etti. Çanakkale Boğazı’nın fırtınası, rüzgarıLeandros’u yıldırmıyor, sevgilisi Hero’yu görebilmek için boğazı yılmadan yüzerek geçiyordu. Hero için her şeye değerdi. 

BAHARA KADAR…

Yaz mevsiminin ardı kıştı. Leandros Rüzgarların ve dalgaların mutlak egemenliğine rağmen Hero’ya verdiği ‘bahara kadar gelmeyeceğine dair’ sözü unuttu. Kulaçları fırtına ve dalgalar arasında eriyip gidiyordu. Hero’nun balıkçılar için yaktığı ateş fırtınadan sönünce yolunu kaybetti.Hero en karanlık gecelerden birini yaşıyordu. İçini kaplayan korkuyla sahile indiğinde Leandros’un soğuk bedeni buna karşılık alev gibi yanan yüreğiyle karşılaştı. İki sevgili için denizin kıyısında iki mezar yaptılar. İki sevgilinin acımasız yolu olan Çanakkale Boğazı’na çiçekler bıraktılar.

HASAN BOĞULDU

Bin Pınarlı İda, acı sonla biten efsanevi bir aşka tanık olmuştur. Efsaneye konu olan aşk hikayesi, Kazdağı Milli Parkı içinde yer alan gölete ismini verir. Babasını kaybetmiş Hasan baba mesleğini sürdürür. Annesiyle yaşayan Hasan ekip biçtiği ürünleri her çarşamba kurulan pazarda satan bir ova çocuğudur.

Ovalı Hasanı efsaneleştiren aşkı bu pazarda karşısına çıkan dillere destan güzelliği olan oba kızı Emine’dir. Her göreni kendine aşık edebilecek güzellikteki Emine, ovalı Hasan’ı da görür görmez kendisine aşık etmiştir.

OBALI EMİNE ve OVALI HASAN

Sırtında heybesiyle pazara çıkıp gelen Hasan, obada yaşamını sürdüren Emine’yi görür. Kendisinden alış veriş yapan Emine’ye, Hasan elindeki ürünlerin en parlak ve güzellerini seçerek verir. Hasan nasıl hayran hayran bakıyorsa, Emine’de Hasan’a vurulmuştur.

Birbirlerinden alışveriş yapmayı sürdürürler. Obalı Emine’nin tereyağından yoğurdundan balından alan Hasan, ona sebze ve meyve verir. İlerleyen dostluklarıyla birlikte gelip gitmeye başlarlar. Hasan’ın köyü olan Zeytinli’ye kadar yürüyen bu ikili, Zeytinli’de ayrılır ve Emine kendi obasına doğru yürür. Emine’nin obası Hasan’ın köyünden 3 saat daha uzaktadır. Bin Pınarlı İda’nın farklı iki ucunda yaşayan iki genci aşk sarıp sarmalamıştır. Evlenmeye karar verirler.

HASAN 60 KİLOLUK TUZ ÇUVALINI TAŞIR

Obalı Emine’nin babası bu evliliğe karşı çıkar. Emine, obanın yiğitlerinden biri ile evlenmesini ister. Emine babasını ikna eder. Son bir engel kalmıştır. Babası bu iki gencin evlenmesine izin vermesi için ‘Hasan’ın tuz dolu 60 kilo bir çuvalı köyden obaya kadar taşıması gerekmektedir. Bu görevden sonra Hasan’ın ne kadar güçlü, yiğit bir delikanlı olduğunu tüm oba kabul edecektir.

Aşıklar yollara düşerler. Hasan çuvalı sırtlayarak yürümeye devam ederken Emine de sevdiğine eşlik eder. Hasan zaman geçtikçe bu zorlu yolda yorulmaya başlar, sendeler. Emine ona güç vererek ‘Bizim için dayan Hasan’ diye onu yüreklendirir. Hasan biraz daha gider, ama tuz sırtını iyice yakmaya başlayınca gücünü tamamen kaybeder. ‘Gel kaçalım Emine’ der. Ancak Emine bu teklife sıcak bakmaz, Emine obasına söz vermiştir ve teklifi kabul edemez. Kendisinin her gün yürüdüğü yolu yürüyemediği için Hasan kızar. ‘Beni bırakma, sana doğru gelemem. Artık geri de dönemem’ diyen Hasan’ı dinlemez. Hasan’a aldırış etmeden tuz çuvalını sırtına atıp gider.

“SANA GELİYORUM HASAN’IM”

Obaya geldiğinde pişman olsa da Emine’nin geri dönmesine izin vermezler. O gece, Kaz Dağları’na korkunç bir fırtına çıkar. Sabah fırtına dindiğinde Emine Gökbüvet yoluna gider. Ama bulamaz sevgilisini. Edremit’e gider ama orada da yoktur. Günler sonra Gökbüvetin sularında Hasan’ın gömleğini bulur. Emine anlar ki Hasan bu göldeölmüştür. Acıyla Emine, ‘Sana geliyorum Hasan’ım’ diyerek kendini Gökbüvetin başındaki çınara asar. O kara günden sonra Gökbüvete Hasan Boğuldu Göleti, başındaki çınara da Emine Çınarı denilmektedir.

AH Bİ ATAŞ VER

İsmail Türe, Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olduktan sonra kendisi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü takarlar ama birbirlerini çok az görebilmişlerdir.

İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir. Sevgilisini özleyen İsmail Üsteğmenin aklına bir fikir gelir. Nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecektir. Çanakkale'den geçiş yapacakları gecenin ne zaman olduğu belli olduğunu haber verecek ve haberleşebileceklerdir. Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki heyecanla İsmail Türe beklemektedir. Denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü fark eder, ışık söyle diyordur, ‘Seni seviyorum.’ İsmail Türe arkadaşları gülümsemeleri sırasında elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir.

“SENİ SEVİYORUM”

Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı denizcilerin dilinden düşmez. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları ‘Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık’ derler. Yağmurlu ve fırtınalı günlerde dahi İsmail Türe, Gelibolu kıyılarından geçerken gözlerini bir an ayırmaz.

İsmail Türe, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla Çanakkale'den geçecekleri gün ve saat nişanlısına haber verir. Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapan en öndeki denizaltının kulesinde olacağını söyler. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Sürekli fenerini kontrol eder. Suyun üstünde beliren dev karartıyı görür. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir. Pencereyi açan genç kız, el fenerinin ışığıyla sevgilisine, ‘seni seviyorum’ der.

“EBEDİYETE KADAR”

Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:

‘Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi’ der. Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek, karşılık verilmesini emreder. Askerler ne diyeceklerini sorduklarında komutan, ‘ebediyete kadar’ cevabını verir.

HUZURLU BİR UYKU

O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar denizaltısı, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltıdır. Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur. Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleşmiştir. Ardından gelen Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur. Genç kız, haber almanın rahatlığıyla başını yastığa koyduğunda genç denizci çoktan ‘Ebediyete kadar’ sürecek olan uykusundadır.

 

Paris ve Helen

Dünyaca ünlü antik Troya’nın destansı aşk hikayesidir. Paris diğer adylaAleksandros, Troia kralı Priamos ile Hekabe'ninoğludur. Paris'in doğumundan önce rüya gören Hekabe, rüyasında bir alev topu doğurur ve bu alev topu bütün şehri yakar. Kahin rüyayı iyiye yormaz ve anne babası, Paris’i doğduktan sonra onu Bin Pınarlı İda dağına bırakırlar. Dişi bir ayı bebeği emzirir ve sonra da bir çoban yanına alır ve büyütür.

Tanrılar arasında Peleus ile Thetis'in düğününde nifak tanrıçası Eris'in attığı 'En güzeline' yazan altın elmanın yol açtığı anlaşmazlığın hakemliğini Zeus Paris'e bırakır. Basit bir çoban olan Paris o sırada Oinone isimli bir nemf ile beraber yaşamaktadır.

Hera, Aphrodite, ve Athena, Paris’e altın elmayı kendilerine vermeleri için vaatlerde bulunmaya başlarlar. Athena altın elmanın karşılığında çok büyük bir bilgeliği ve savaşlarda yenilmezliği verebileceğini söyler. Hera tüm Asya kıtasını önerir. Aphrodite ise Akha kral Menelaos'un karısı, dünyanın en güzel kadını Helen'i vadeder. Helen, Melenlaos’un karısıdır. Paris altın elmayı Aphrodite'ye verir.

Truvalı Helen, Truva savaşına neden olan dünyanın en güzel kadını, efsaneye göre Zeus'un fani bir kadından olan tek kızıdır. Helen, Sparta kraliçesi Leda ile kuğu kılığına girmiş tanrı Zeus'un kaçamağından doğar.

Aphrodite'nin yardımıyla davetli olarak katıldığı bir gecede Helen’i kaçırırlar. Bu aşk hikayesi Troya savaşı’na yol açar. Paris’in, Menalaos'un karısı Helen'e olan aşkı kendisinin ve ülkesinin sonunu hazırlar. Kendisine düşman olanların arasında Athena ve Hera da vardır.

Helen'e aşık olması ve onu kaçırması üzerine Troya ile Yunanistan Krallıkları arasında gerçekleşen Troya savaşı 10 yıl sürer, zaman zaman kazanan taraf değişse de çoğunlukla durum beraberedir. Sonunda Odysseus tarafından planlanan, ‘Troya At’ı savaşın son sahnelrinden biri olacaktır. İçinde askerlerin bulunduğu ‘Truva Atı’ şehre girer. Gece geç saatte askerler attan çıkarak şehir kapılarını açarlar ve Yunan ordusunun içeri girmesini sağlarlar. Bu sırada Paris Yunan savaşçı Akhillus'u yani Aşil topuğundan okla vurarak öldürür. Rivayete göre ‘Paris’ savaş sırasında Troya'nın düşmesine sebep olacak kehanetlerden birinin yerine gelmesi sonucunda ölmüştür.

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle

Son Eklenenler

Sihirlibaskı | Online Matbaa